Seslerin hafiften ritim tutmaya başladığı bir pazar sabahından oluşuyorum. Ben her zaman her yerde oluşan oluşturulan bazen doğal bazen yapay kaçan bir şeyim. Şey kelimesinin kullanılmasını pek sevmem. Her şeyi ifade etse de aslında tam bir şey ifade etmez gibi gelir. Mesela bu cümlede şeyi açıklarken bile o kadar çok şey kullandım ki anlamsızlık yığını gibi oldu. Neyse oluşumum da anlamsızlık sevmem. O yüzden Bu pazar sabahı oluşurken ki halimi sevdim.
Güneş yavaştan yüzünü gösterirken gün yüzü görmeyen bahtsızlar işe okula doğru yoğun ama sessiz bir koşuşturmaya başlamışlardı. Organize Sanayiye doğru giden bulvarda hafif bir trafik vardı. Otobüsler tramvaylar daha ilk duraktan dolardı. Kediler gerinir köpekler dolanırken kuşlar çenesizlik yaparlardı. Güneşten, dışarılara gidenlerden önce güne başlayanlar vardı. Onların güne başladığı anlaşılmazdı. Kıymet de verilmezdi. Ev hanımları dışarıya gidecekler için uyanırlar. Sofraya varsa akşamdan kalanlar koyulur yoksa üç beş bişey buluşturur koyarlar. Uyananlar tek kendileri uyanmış gibi somurturlar nimet yahut kadına. Onlar zıkkım yesinler. Bizde ev hanımı ile onlara burun kıvırtırız. Aşağı yukarı bir çok yerde böyleyimdir. Aşağı yukarı birçok evde böyle oluşurum.
Bugün biraz heyecanlıyım. Pazar var bugün. Pazar olan sabahlara bayılıyorum. Benzer bir curcuna olsa da her seferinde farklı bir ayrıntılı ile şekilleniyorum. Bu hareketlilik beni keyiflendiriyor. Ev hanımı sofrayı kaldırmıştı. Ardından şöyle bir eve bakındı. Saat daha altıydı. Ne edecem bu saatte pazarcıları görüp hele sonra giderim diye düşündü. Gitti yattı. Öğlene doğru anca kalktı. Eli yüzü şişti tabi. Şöyle bir gerindi. Kocasını aradı. Öğle arası olunca herifle her zamanki diyaloglar mesai var mı? Kaç gibi gelecen? Akşama ne yapayım? Çayın yanına ne istersin? Şuraya gidicem. Bunu alacam. Şunu satacam. Böyle giderdi konuşmaları. Telefon hoparlörde bağıra bağıra yapıldığını da belirtmek gerek. O sırada ev hanımı kahvalatı diye üç beş bir şey koyar sabahtan kalma çayı ısıtırdı. Düşünülmeden yapılan bu hareketleri yaparken başka şeyleri düşünürdü. Pazarda ne kadar para harcayacak? Ne alacak satacak? Bunların hesabını yapardı. Hayatta kalacak kadar yediğini düşününce hızla sofrayı toplar hemen eve girişirdi. Dünden kalma ve kahvaltı bulaşıklarını kaldırır evi yalandan bir süpürür silerdi. Defalarca kırılmış lehimlettirilmiş, yırtılmış yamalanmış emektar pazar arabasını yanına alır alelacele evden çıkardı.
Pazarın en hararetli, en hareketli saatleriydi bunlar. Ev hanımı hızlı fakat sakin bir giriş yaptı pazara. Burası savaş meydanıydı onun için. Evin rızkını getirecekti. Bunu için iyi bir pazarlık atması lazımdı. Hızlı ve sakin ev hanımı ilk aşama fiyat araştırmasına başladı. Tek tek tezgahlara bakıp fiyatları, malın şeklini şemalini inceledi. İlk sırayı tamamlayıp yeni sıraya girdiğinde yeni sıradaki tezgahları incelerken bir önceki tezgahın arkasından malların durumunu tekrar inceledi. Tüm alanın hakimi artık oydu. Her tezgahı biliyordu. Tezgah arkasına kötü malları koymuş olanları devre dışı bıraktı. Şimdi sırada ucuz ve yenilebilir malların olduğu tezgahları belirlemek vardı. Kafasında çok hızlı bir analiz yaptıktan sonra Beşinci sıra soldan üçüncü tezgah marul, dördüncü sıra sağdan ikinci tezgah dereotu ve maydanoz, yedinci sıra sağdaki ilk tezgah domates, üçüncü sıra ikinci tezgah salatalık… Bu şekilde alınacakları belirledi. Hedef belirlendi rota oluşturuldu. İlk ağır olanlardan başlayacaktı. Ezilebileceklerin en üstte kalması lazımdı. Hızlı ve sakin Ev hanımı akşam yemeğini yetiştirmek için hızlı olmalıydı, para hesabını karıştırmamak için ise sakin…
İki üç tezgahta iyi pazarlık attı. Güzel vurgun yaptı. Akşama doğru pazarcıların dirayetinin kırılacağını, sabırsızlanıp satıp gitmek istediklerini iyi biliyordu. Kokusunu alıyordu. Onun da doyurması gereken boğazlar vardı. Kıran kırana pazarlık attıktan sonra herkesin razı olduğu helalleştiği bir pazar turunu bitirecekti. O sıra oluşumumda bir değişiklik oldu. Şaşırdım hali ile ufak bir değiştirilme değildi bu. Ev hanımının başına iş geldi. Evlerden ırak yankesicinin biri yapıştı kadına. Ev hanımı bırakır mı? Var gücü ile yapıştı çantasına bırakmadı. Sürükledi kadını yan kesici. O hengamede başta farkedilmeyen durum ahalinin farkına varması ile çözülecekti. Bunu ayıkan yan kesici ev hanımını tezgahın üzerine doğru itti. Garip ev hanımı hızlı ve sakin olmasını fukaralığına boçluydu. Tezgahın züccaciye tezgahı olduğunu hesaplamalarına göre biliyordu. O kadar tabak çanak kırılsa ödeyemeyeceğini tüm ayın hesaplamasını bozulacağını bildiğinden kendini diğer yana doğru atmaya çalıştı. Hızlı ve sakin ev hanımının hesaplaması büyük oranda başarılıydı tezgahın üstüne düşmedi. Yanına yere yapıştı. Onun yere düşmesi ile biraz sarsılan tezgahın ucundaki limonluk ev hanımının başına düştü. Kapağı kırılan limonluğu almasa olmazdı. Utandı sıkıldı ayağa kalktı. Çantasını kaptırmamıştı. Bir yerini kırmamıştı. Pazar alışverişi başarılıydı. Sadece bu limonluk başına kalmıştı. Neyse dedi diğeride eskidiydi. Hem iki mutfak eşyası almaya bahanem olur dedi. Çantasını iyice doladı. Emektar pazar arabasına kırık limonluğu yerleştirdi. Eve vardı. Akşam oldu. Kocasına yemek koyarken bir yandan da beni yani olanları yani öyküyü anlattı.