Uzaklardan gelen bir camın kırılma sesiyle irkildim. Mahalledeki çocuklar kesin yine Ali abinin bakkalının camını kırmışlardı. Saat dördü geçiyordu. Saniyenin binde biri gibi bir süre neyim, kimim unuttum. Sonra fark ettim ki üniversite sınavından yeni çıkmıştım ve eve gelir gelmez kanepede uyumuştum. Gözlerim uyumadan önce biraz ağladığım için şişmişti. Evet ağlamıştım çünkü o kadar zor sormanın bi manası yoktu. Bildiklerimi de yapamamış olmanın verdiği üzüntüyle dönmüştüm eve. Neyseki annem ve babam henüz işteydi, sınavım hakkında soru soracak kimse yoktu.
Duyduğum ses aklıma geldi ve kırılan cam Ali abinin mi diye bakmaya yeltendim ki telefonum çaldı. Arayan arkadaşım. Açtım. Önce nasılsın, iyi misin gibi temel soruları geçtikten sonra sınavımı sordu. Bu da nereden çıkmıştı şimdi. İdare eder dedim. Onunkini sormadım. Halinden belliydi sınavının iyi geçtiği. Onunla konuşurken çok gerildim. Bahsettiği her soruyu yanlış yapmıştım resmen. Ayıp oldu ama "Tamam" deyip telefonu kapattım. Kalbim hızlı atıyordu. Ağlayacaktım yine ama ağlamadım, derin derin nefes aldım. O da ne? Hala kalbim hızlı atıyor ve benim nefes almalarım pek işe yaramıyordu. Kaşlarım çatık bir şekilde kanepede oturuyordum. Ne oluyor anlam veremedim ama üzerimdeki gerginliği bir türlü atamıyordum.
Kapı çaldı. Hızlı adımlarla kapıyı açtım. Gelen kiracımız Hüseyin amca. Gözleri yaşlıydı. "Buyur." dedim. "Kızım kiralar malum biliyorsun arttı. Biz de kendi çapımızda zam yaptık. Anan baban evde yok belli, sana diyim sen onlara söylersin." dedi gözleri yaşlı bir şekilde. Sert bakışımla "daha geçen ay üç yüz lira zam yapmadın mı Hüseyin amca?" dedim. Kem küm ede ede sıkıla sıkıla "Eh yavrum yetişemiyoruz zamlara her şey yukarı gittikçe biz de arttırıyoruz" dedi. Hâlâ gözleri yaşlıydı. "Niye ağlayacak gibisin?" dedim. Az önce gurbetteki oğluyla konuşmuş biraz ağlamış ama ağlaması hâlâ geçmemiş. Doğal karşıladım. "Zam kaç lira peki?" "Eh kızım işte dört yüz lira daha yani kem küm." Kendimi tuttum sinirden bağıracaktım ama daha fazla ağlasın istemedim. Yaptığı zamların gözündeki yaşla pek alakası yoktu gerçi ama ben bir şey demeden kapıyı kapattım.
Yine hızlı hızlı yürüyüp salona geçtim. Aman Allah'ım noluyor bana? Tamam gerginim, arkadaşımla konuşunca çok gerildim, o sorular hep yanlış çıktı, bir sene daha mı hazırlanacağım, sinirden başım ağrıyor, hayır yani kirayı üst üste artırıp suçu başka merciilere atıyor resmen, annem nerede kaldı bak o da sinirlenir kiraya, tamam senin sınavın iyi geçmiş olabilir ama neden beni arıyorsun? Oofff!
Kendimi kanepeye attım ve kumandayı elime aldım. Kırmızı tuşa bastım ve televizyonu açtım. Belki gündem beni bu gerginlikten uzaklaştırırdı. Şimdi haberler: Fransa'da halk yine sokaklarda, Fransa başkanı kürsüde konuşma yapıyor ama bu sıkıntılı durumdayken gülüyor. Allah Allah bu çok acayip. Bir başka haber: Seçim sonuçlarının ardından siyasiler partilerinin genel merkezinde toplantıda. Herkes çok gergin. Normal bir olay üzerine konuşurken bile sakin kalmıyorlar. Mikrofon bir ara başkana gidiyor. Soruyorlar "Bu aralar neden tüm siyasiler çok gergin?" "Seçim yaklaşıyor, biz de böyle oluyoruz." diyor başkan. Ama bunu söylerken bile çok gergin. Bu kanalın haberlerini saçma bulup daha da sinirlendim, bir başka kanala geçtim. Kauai kuşunun son ötüşü yine gündem olmuş. Doğa bilimci bir adam yüzünü buruşturmuş açıklama yapıyor. Nesli tükendi falan filan derken adam bir anda "afedersiniz üç gündür karnım ağrıyor." diyip canlı yayından çıkıyor.
Sonra başka başka kanallara da göz attım ve insanlarda bir tuhaflık olduğunu sezdim. Kocasının cenazesinde gülen bir kadın, kedisi evden kaçmış kaşınan bir genç, boşanma davası yeni görülmüş, adliyeden el ele mutlu çıkan bir çift...
Çok garip şeyler oluyordu ve bunun en başında benim gerginliğimin hâlâ geçmemiş olması vardı. Kapı açıldı, annem eve geldi. Bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Benim tam da açıklayamadığım garipliği bulmuş da ona şaşırıyor sandım ama "yoruldum" dedi. "Sınavın.." diyecekti. "Sorma anne başka zaman" dedim. Biraz bağırdım ama neden bağırdım bilmiyorum. "Neden şaşkınsın?" diye sorarken o da bana "Neden kızgınsın?" dedi. Bu sabah izlediği bir kedi videosunda kedinin küçücük bir delikten geçmesine şaşırmış. O andan beri böyleymiş. Ben de neden sinirli olduğumu söyledim. Kafayı yemek üzereydim. Neden her şey çok garip seyrinde ilerliyor?
Telefonumu açtım beni arayan arkadaşımın babaannesi gizemli vakaları aydınlatan bir TV programında kaçırılan kızın öldürüldüğüne üzülmekten kalp krizi geçirmiş. Sinirim geçmediği için yeterince şaşırıp üzülemedim ama hemen onu aradım. "Babaannen iyi mi?". Yine çok bağırdım. Ama o da ne? Arkadaşım gülüyordu. "Ha ha ha durumu ciddi. Şu an yoğun bakımda." Bence arkadaşımın durumu daha ciddiydi. Zaten var olan sinirimle "Ne gülüyorsun?" dedim. "En son sınavda yaptığım soruların doğru olduğunu görünce sevinçten gülmüştüm, bir türlü durduramıyorum." Konuşmadan kapattım, çünkü istemeden bağıracaktım.
Telefonuma daha önce indirdiğim bir haber uygulaması yeni bir haber paylaşmıştı. Haberin başlığı: İNSANLARA NE OLUYOR? İşte bu sorulması gereken sorular. Haberi açıp okuyunca fark ettiğim garipliğin tüm Dünya'da olduğunu ve herkeste farklı zamanlarda ortaya çıktığını, kimsenin elinden bir şey gelmediğini, bu işin kaynağının bulunması gerektiğini anladım. Bu işe neden olan şeyi bulmalıydım. Neden ben bulmalıydım bilmiyorum ama içimden bir ses o kişi sensin diyordu. Şu âniden gelen deli cesaret cinsindendi işte. Ama babam neredeydi? Acaba o hangi duyguda takılıp kalmıştı? Aradım, ulaşamadım. Annem bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Ne olursa olsun babamı bulmam lazımdı. Annemin şaşkın bakışlarını arkamda bırakıp gerginliğim üzerimde kapıyı açtım ve evden çıkmak için yeltendim. O da ne? Kapının önünde Hüseyin amca hâlâ gözleri yaşlı bana "kızım annen geldiyse kiralar yine art..." Derken birden Fatih Sultan Mehmet Han arkada yeniçeri ağasıyla belirdi. "Sultanım sizin ne işiniz var burada?" Derken uzaklardan gelen bir camın kırılma sesiyle irkildim. Mahalledeki çocuklar kesin yine Ali abinin bakkalının camını kırmışlardı.
Sabah sınava tam motivasyonla gitmek için koyduğum mehter alarmı çalıyordu. Alarmı kapatıp elimi yüzümü yıkadım ve hazırlanıp evden çıktım. Annem kapının önünde izlediği kedi videosundan başını kaldırıp bana başarılar diledi. Hüseyin amcayı merdivenin başında gurbetteki oğlu ile konuşurken gördüm. Mahalleden geçerken de kırılan camı süpüren Ali abiye selam verdim. Sorgulamak için hiç iyi bir zamanlama değildi ama sınava gireceğim âna kadar gördüğüm bu rüya yüzünden bilinçaltımda ne olup bittiğini sorguladım.