Büyük İkramiye

Özge Korkmaz

Üüüüüçççç, iiiikkkkiiii, bbiiiiirrrrr! Hoş geldin 2011!

Sabriye hanımların evinde yeni yıl böyle karşılanmıştı. Alt komşuları Hüsnü Bey ve Refika Hanım her yıl olduğu gibi onlara gelmiş, çay-çekirdek eşliğinde yeni yılın gelişini kutlamışlardı. Beyler, büyük bir heyecanla ellerindeki piyango biletlerine bakarken, dışarıya belli etmeseler de içlerinden “Lan bari amorti çıksın.” diyorlardı.

Veeeee büyük ikramiye 78349423 numaralı bilet sahibine gidiyoooorrrr sayııın seyircileeerrr! Evet kontrollerimizi gerçekleştiriyoruz… Evvveeett şimdi aldığım bilgiye göre biletin sevk merkezi İstanbul-Sultanbeyli! Kazanan talihliyi kutluyoruz. Kendisi an itibariyle tam tamınaaaaa 70 milyonun sahibi oldu. Tebrikleeeerrrr efendim!

-Aaa, Sultanbeyli dedi. Duydunuz değil mi Sultanbeyli dedi. Yav belki de tanıdık birine çıkmıştır ne dersiniz?

-Aman Hüsnü, koskoca Sultanbeyli bizim mahalleden ibaret değil ya. Hem tanıdık çıksa nolur, şimdiye kadar silmiştir bizi hafızasından merak etme. Adresini değiştirmeye çalışıyordur.

-Neyse yav alan hayrını görsün, biz biletin parasını kurtardık ya sen ona bak.

Gecenin ilerleyen saatlerinde boşalan kuruyemiş tabaklarının yerini meyve tabakları almıştı. Bunca yemeğin ardına yenmeyeceğini bile bile yaş pasta da almışlardı. Tüm masumiyetiyle yemek masasının orta yerinde, üflenmiş mumlarıyla birlikte bekliyordu. Her yıl neden aynı kaderi yaşadığını sorguluyordu belki, alanlar onu bile yapmıyordu.

-Kız Sabriye, bak sana ne anlatacağım. Geçen gün marketten dönerken bizim mahallenin kağıtçısı Hüseyin’le denk geldik. O da bilet almıştı elinde gördüm. Ayak üstü konuştuk hatta. “Ben normalde almazdım abla. Zaten yoksul insanlarız, kazandığımız iki kuruşu da çocukların rızkından kesip bilete milete vermezdim ama az önce aşağı sokakta kağıt toplarken bir apartmanın bahçesinde dört yapraklı yonca buldum. Bak işte burada, kitaplardan birinin arasına koydum. Sonra da yolda karşıma bilet satıcısı çıkınca ‘Oğlum belki şanslı günündesindir.’ dedim aldım bir tane.” dedi. Gerçekten ona çıkmış olmasın?

-Ay olur mu olur valla. Dur bakalım yarın gelecek mi mahalleye? Gelmezse bil ki bilet ondadır. Alıp topuklamıştır.

-Hanım sen az önce demedin mi, Sultanbeyli bizim mahalleden mi ibaret diye. Ne ara Hüseyin’den şüphelenmeye başladınız? Bir alemsiniz yahu, hahahah.

Gece tüm sıradanlığıyla sona ermişti. Pasta ikiye bölünüp saklama kabına konmuş ve biri Refika Hanım’a verilmişti. Dışarıda kar atıştırmaya başlamış, sokak lambalarının sarı ışığı onların dansına eşlik etmişti. Sabriye hanım mutfağı toplarken Hüseyin’i ve biletini düşündü. Neredeyse 7-8 yıldır tanıyorlardı onu. Ailesi yoktu Hüseyin’in, küçük yaşta köyünden kaçıp İstanbul’a yerleşmişti. Birkaç yıl evvel de kendi gibi sessiz sakin bir kızla evlenmişti. Karısından başka kimsesi yoktu yani. Sabriye Hanımlar fırsat buldukça maddi yardımda bulunurlardı Hüseyin’e, efendi bir çocuk olduğu için severlerdi onu. Şimdi düşünüyordu da Sabriye hanım, ya ikramiye ona çıktıysa nolacaktı? Bunca yıl yokluk çekmiş bu genç, bir anda o kadar parayı nasıl elinde tutacaktı? “Eğer öyle bir şey varsaaaa,” dedi kendi kendine ve devam etti: “Biz yine bu çocuğa sahip çıkalım. Parasını millete kaptırmasın. Hem kaç yıllık tanıdığıyız, bize de az bir şey verir herhalde canım. Borçları bitirmiş oluruz, fena mı?”

Ertesi gün Sabriye ve Refika Hanım, kahvelerini alıp balkondan mahalleyi gözetlemeye başladılar. Gözleri Hüseyin’i arıyordu ancak aradığını bulamıyordu. Meraktan çatladıkları için evde duramadılar ve sokağa inip Hüseyin’le birlikte gelen diğer kağıtçıların yanına gittiler. Onlara sorup nerede olduğunu öğrenmeye çalıştılar ancak kimseden laf alamadılar. Çok sıkıştırdıkları için en sonunda birinden nerede yaşadığını öğrenebildiler. Hüseyin, Sancaktepe’de oturuyordu.

Bu iki meraklı komşu, küçük bir varsayımdan yola çıkarak dedektifçilik oynamaya karar verince herkesten habersiz Sancaktepe’nin yolunu tuttular. Yorulana kadar yürüyüp mahalleleri tek tek dolaştılar. Her gittikleri yerde kağıtçı Hüseyin’i sordular. Tanıyan kimse çıkmadı. Günün sonunda çaresiz evlerine geri döndüler.

O akşam, haberlerde ikramiyeleri teslim edilen talihliler vardı. 70 milyon liranın sahibi hariç. Büyük ikramiyeyi kazanan talihli henüz ortaya çıkmamıştı. Sabriye Hanım, hemen bir kek attı fırına ve komşuya da götürme bahanesiyle evden çıkıp Refika Hanım’ın yanına indi. Bu meseleden eşlerine bahsettiklerinde alacakları tepkiden çekiniyorlardı. O yüzden yine büyük bir sırrı saklar gibi gizlice mutfağa geçip konuşmaya başladılar. Akşam haberlerinde duyduklarını anlattı Sabriye Hanım. Şüpheler Hüseyin’in üzerinde yoğunlaşmıştı.

-Yarın gelir mi acaba Hüseyin mahalleye?

-Bence gelmeyecek. Eğer bilet ondaysa zaten İstanbul’u bile terk etmiştir şimdiye. N'apsak? Yarın yine Sancaktepe’ye gidip biraz daha mı araştırsak?

-Bu iş senin benim harcım değil Sabriye. Ayol biz yaşlandık sayılır, vallahi bacaklarım ağrıyor hâlâ. Bak sana ne diyeceğim, ben geçen gün bir arkadaşımla buluştum da o anlattı. Kocasının kendini aldattığından şüphelenen kadınlar kocalarını takip ettirmek için dedektiflik bürosuna gidip adam tutuyorlarmış.

-Dedektiflik bürosu mu, o ne kız?

-Yahu yok mu işte filmlerde görüyoruz ya, kahverengi pardösülü, fötr şapkalı adamlar. Çaktırmadan iz sürüyorlar, kayıpları buluyorlar, cinayetleri aydınlatıyorlar falan.

-Kız sen Müge Anlı’dan bahsediyor olmayasın, direkt ona başvursak ya.

-İlahi Sabriye, güldürme beni. Eee gidiyor muyuz gitmiyor muyuz?

-Onlar dünyanın parasını isterler şimdi, ya bulamazsak Hüseyin’i? Parayı nasıl ödeyeceğiz?

-Buluruz buluruz merak etme, en kötü bir bilezik bozdururuz. Ben o arkadaşımı tekrar arayıp bir adreslerini öğreneyim. Adamlar bu işin uzmanıymış.

-İyi bakalım öyle olsun, hadi ben kalkayım artık sabah görüşürüz.

Hüseyin ertesi gün de mahalleye gelmedi. Hatta Sabriye Hanım, oltaya balık çeker gibi çocukların geçen yıldan kalma ders kitaplarını çöpün kenarına koydu ama onları toplamaya da Hüseyin değil bir başkası geldi. Bunun üzerine kış günü güneş gözlüklerini takıp bahsedilen dedektiflik bürosunun yolunu tuttular.

İçeri girdiklerinde sıradan bir ofisle karşılaştılar. Her şeyin bu kadar normal olmasına da bir hayli şaşırdılar. Hatta Refika Hanım kendilerini karşılayan görevliye “Eee hani nerede sizin fötr şapkalarınız, büyüteçleriniz? Yanlış mı geldik yoksa?” diye sormuş bulundu. Görevli gülerek cevapladı. “Hayır hanımefendi doğru geldiniz, evet burası bir dedektiflik bürosu ancak Amerika değil. Biz de bir dizi setinde değiliz. Buyrun detayları konuşmak için sizi şöyle alalım.”

Bildikleri her şeyi anlattılar çalışacakları dedektife. Hüseyin’in adını, soyadını, yaşadığı semti, evli olduğunu, bilet aldığı günü, kitabın arasına koyduğu dört yapraklı yoncayı ve büyük ikramiye numarasını söylediler. Dedektif “Peki bunu neden istiyorsunuz?” diye sordu. “İkramiye sahibi eğer oysa, sizin ne çıkarınız olacak bundan?”

Kadınlar önce birkaç saniye birbirlerine baktılar. Daha sonra “Bir çıkarımız yok. Azıcık saf bir oğlandır başına bir şey gelmesinden korkuyoruz. O yüzden sahip çıkıyoruz.” dediyseler de pek inandırıcı olmadı. Ama anlaştıkları fiyat dedektifin işini yapmasına gayet yardımcı oldu. Hanımlardan bir iletişim numarası aldı ve en geç bir hafta içinde dönüş yapacağını söyledi.

Üçüncü gün yabancı bir numara aradı Refika Hanım’ı, koştura koştura Sabriye Hanım’a çıkıp öyle cevapladı. Arayan Dedektif Saruhan Bey’di. Hüseyin’in evini bulduğunu ancak üç gündür eve gelmediğini, edindiği bilgiye göre 1 Ocak tarihinde, gece 3 sularında eşiyle birlikte şehir dışına çıktıklarını, o tarihten sonra da hâlâ dönüş yapmadıklarını, otobüs biletinin gidiş-dönüş değil tek yön olarak Ankara’ya alınmış olduğunu söyledi. Şüpheli, şehir dışında olduğu için bundan sonra yapılacak takipte fiyat değişikliği olacağını, detayları konuşmak üzere onları ofise çağırdığını da ekledi. Refika Hanım, takibe devam etmeyeceklerini söyleyip teşekkür ederek kapattı.

-Ay duydun mu? Ankara’ya gitmiş adam bak işte Milli Piyango İdaresi’nden parasını çekecek tabii. Oradan da alır yurt dışına bir bilet, kim bilir nereye gider. Hüseyin yalan oldu anlayacağın.

-Yahu Hüseyin nereden bilsin yurt dışını? Dil mi biliyor, nasıl anlaşacak insanlarla? Başına bir şey gelmese bari. Hayır sen niye bize sormazsın ki evladım, bunca zaman biz sana yol yordam göstermedik mi? Hayır bize hediye olarak vereceğin de bir iki daire parasıdır nedir yani. O da koymazdı onca paranın içinde ya neyse. Aman boşver hayrını görsün be!

-Biz de salak gibi peşine düştük eldeki paradan da olduk. Bir daha dedektife falan bulaşmam aman Allah korusun.

Aradan aylar, mevsimler geçti. Refika ve Sabriye Hanım, günlük yaşantılarının rutini içerisinde bir süre sonra unuttular Hüseyin ve ikramiye meselesini. Ta ki, yeni yıl gelene kadar. 2012’nin gelişini kutlayacakları gece, bu kez Sabriye Hanım’la kocası Refika Hanımlara gittiler. Bu yıl onlarda bilet alan olmamıştı. Her zamanki gibi fırında tavuk, kuruyemiş-çay, ondan geriye sayma ritüeli, pasta üfleme ama yememe, meyve ve kapanış ile geceyi sonlandırmayı beklerken beklemedikleri bir şey oldu. Geri sayıma az bir vakit kala, hanımlar balkona hava almak için çıkmışlardı. O sırada aşağıdaki apartmanın önünde Hüseyin’i ve el arabasını gördüler. Tam bir yıldır görmedikleri Hüseyin’i. Heyecanla bağırdılar, balkonun aşağı tarafına çağırdılar.

-Hüseyin sen neredesin bir yıldır oğlum? İkramiye sana çıktı ve çarptırdın parayı değil mi? Be saf çocuk, sen niye bize gelip akıl almadın da kendi başına iş yaptın bakayım?

-Ne ikramiyesi Refika abla? Ben bir yıldır Ankara’da kayınbabamların yanındaydım. Eşimin annesi çok hastaydı, başka çocuğu olmadığı için oraya gidip biz baktık. Geçtiğimiz hafta da vefat etti, defin işlemlerini halledip kayınbabamı da alıp anca dönebildik.

Sabriye hanımla Refika hanım faltaşı gibi açılmış gözleriyle birbirlerine bakakaldılar.

-Başın sağ olsun evladım, biz duymadık hiç kusura bakma.

-Allah razı olsun Sabriye abla, nereden duyacaksınız. Ha bu arada az önce ikramiye falan dediniz ama ben bu yıl bilet almadım, onu düşünecek vaktimiz olmadı. Zaten geçen yıl aldığımı da kağıt arabasının kenarına sıkıştırmıştım, orada unutmuşum. Gece haber gelince apar topar hazırlanıp çıkmıştık zaten, hiç bakmadım bile ben ona. Hem çıksa bile bana mı çıkar be abla?

-Ne diyorsun sen Hüseyin? Bilet yanında mı hâlâ?

-Yanımda abla, al bak. Dura dura sararmış.

-Bekle beni. Refika ben geçen 1 Ocak’ın gazetesini atmamıştım hatırlarsan, hani dedektife numaraları söyleyeceğiz diye. Hemen onu alıp geliyorum söyle bir yere gitmesin.

Sabriye hanım gazeteyi getirip tek tek rakamları okudu, Hüseyin kontrol etti. 78349423. Hüseyin’den ses çıkmadı birkaç saniye. Refika Hanım araya girdi.

-Noldu oğlum söylesene, aynı mı rakamlar?

-A-aa-aaynı Refika abla.

Balkonun aralanan kapısından televizyonun sesi duyuldu. Refika ve Sabriye Hanım spikere kulak kesildi.

Eevveeett sayın seyirciler, yeni yıla girmemize dakikalar kala idaremizdeki geri sayım sona erdi! 2011’in büyük ikramiyesini almaya gelen olmadı ve an itibariyle 70 milyon TL ikramiyeli milli piyango bileti zaman aşımına uğradığı için Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığına aktarıldı. Bu yılın ikramiyesi kime gidecek merak konusu! Ekranlarınızın başından ayrılmayın ve bizi izlemeye devam edin.

Özge KORKMAZ

*3 Kelime: Dedektif-yoksul-yonca. Ek zorluk: Her cümle 6 kelimeden oluşsun. Ek zorluk kullanmadım.