Bakkal Rıza'ya Gitmek Meselesi

Feyza Nur Çalık

Bakkal Rıza’ya Gitmek Meselesi*

Dümdüz yürüdü semtleri aştı. Dar bir yol buldu kendine, kaldırımlar arnavut. Altı çekirdek kabuklarıyla dolu bir banka oturdu. Bankın üzerine kazınmış onca baş harfini süzdü gözleriyle. Tüm baş harfler kavuştu mu? Altı çekirdek kabuklarıyla dolu eski bir banka geldi, çöktü. Elini cebine soktu, cümleleri çıkardı, cümleleri alıp sol yanına koydu. Elini cebine soktu şeffaf bir poşet çıkardı, yanına koydu. Poşetin içinde yüzlerce yonca. Ellerini saçlarında gezdirdi, tokalarını çıkardı, yanına koydu. Dört yeşil yonca toka. Üç yapraklı, biri, ayrılmış, gitmiş. Gidenin kalbi yoksuldur Müzeyyen. Kalbi yoksul mudur Müzeyyen?

Ben Fahri, mahallede yonca Fahri diye çağırdıkları bacaksız. Yaşam, kapıyı bulmaktır derdi Bakkal Rıza. Dinlemedim tabi. Kapıyı kapatıp gittim. Geçmediğim eşik yürümediğim yol kalmamıştı. Yürüdükçe cebim doldu, yürüdükçe kalbim yoksullaştı. İlk gençlik yıllarımdan sonra senden adam olmaz denilen her Türk gencinin girdiği polislik sınavına grip gömlek pantolon gezeceğime üniformayla gezerim, bir de kız bulur evlenirim diyerek polislik sınavına girdim. Boy pos yerinde tabi kazandık, polis olduk. Tam işler yoluna girdi, kapattığım kapıları açar aklımın köşesinde sakladığım kızı da aldım mı tamamdır dediğim vakitte, onlarla tanıştım. Beni yollardan, duraklardan, kapılardan silen onlar topluluğu. Adım, sanım, işim, gücüm, evim, barkım yoktu. Onların dedikleri evlere girip onların dedikleri işleri yapıyordum. Daha güzel tabirle özel bir dedektif olmuştum. Özel dedektifler çiçeğiyle çikolatasıyla gidip kız isteyemezler. Ben de aklımın köşesinde sakladığım kızı isteyemedim. Akıl bu durur mu? Durmaz. Epey bir zaman mücadele ettim sonra bir gece vakti Bakkal Rıza kepenkleri indirmeden girdim bakkala. İçeride bakkalın çırağı Hasan vardı. Çektim kenara cebine biraz para koydum, üzerinde Müzeyyen yazan mektubu eline verdim. Çektim gittim.

Belediyenin kesmeyi unuttuğu çimenler üzerinde çıplak ayaklarıyla patlak bir basket topunun peşine koşturuyor esmer tenli çocuklar. Birbirlerine bağırıp çağırdıkları kadar dost, hayata kayış tutturamayacakları cılız ayaklarından okunan çocuklar. Fahri, o teni kavruk çocuklar arasından sıyrılmış, yürümüş gitmiş. Ayağı bir daha patlak basket topuna değmemiş, hiç unutmamış.

Dedektifçilik oyunu oynadığım hayatımın teneffüs aralarında aynı saatlerde gidip Bakkal Rıza’nın çırağına geri mektup gelip gelmediğini soruyordum. Bir süre hiç cevap gelmedi. Bırakmadım, üzerinde Müzeyyen yazan mektupları vermeye devam ettim. Dört ay sonra hala mektuplarıma cevap gelmiyordu onlar topluluğu ancak dizilerde olur denilen o görevi bana verdiler. Müzeyyen’in abisi saygın onlar topluluğuna bulaşmıştı. Saygı değmez onlar topluluğu benden Müzeyyen’in abisine yakın olmamı istemişti. Müzeyyen ve ailesi Bakkal Rıza’nın yanındaki apartmanda oturuyorlardı. Ben de oraya çırak olarak girmeye ve böylece görevimi yerine getirmeye karar verdim. Dedektifçilik oyununda Müzeyyen’e ve Müzeyyen’e yazdığım mektuplara yer yoktu. Son bir mektup yazdım çırağa verdim. Gidenin kalbi yoksuldur Müzeyyen.

Küçüktük, Bakkal Rıza kimsenin satmadığı şekerler satardı. Alamazdık. Müzeyyen alırdı. Müzeyyen’i kollardım, evden çıkar Bakkal Rıza’ya giderdi. Peşinden giderdim. Bakkala giremezdim. Müzeyyen Bakkal’dan çıkarken gözlerine bakmak için karşılaşmış gibi yapardım. Gözlerine bakamazdım. Ellerine bakardım. Bir de yeşil pabuçlarına. Büyüdük, Müzeyyen beni gördü. Ben Müzeyyen’in ellerinden kaldıramadım başımı. Müzeyyen’e yoncalı tokalar aldım. Veremedim. Ben gözlerine bakamadım, unuttu. Yıllar sonra adım sanım kalmamışken Müzeyyen’e mektuplar yazdım. Yine Bakkal Rıza’ya gittim. Adı sanı olmayanlar ne kız isteyebilir ne de mektup yazabilir Müzeyyen.

Kaybolmaktan korkuyorum. Kaybolmayı istemekten. Odasında bu notu bulalı üç gün olmuştu. Mobese kameralarında son görüldüğü yer Emek Mahallesi 31. Sokaktı. Günlerdir kayıptı Fahri. Fahri’nin günlerdir kayıp olduğunu her hafta eve gelen gündelikçi kadın fark etmişti. Evi her zaman temizlediği günde her zaman temizlediği saatlerde temizlemiş fakat ücretini alamamıştı. Birkaç gün beklemiş semt pazarı kurulduğu günün sabahında Fahri Bey’in kapısına gitmişti. Eve sebze meyve alması gerekiyordu gündelikçi Sevgi Hanım’ın. Fahri Bey yoktu. Fahri Bey zaten yoktu. Yokluğu semt pazarı hatırına fark edilmişti.

Bakkal Rıza’ya gitmekle biten tüm hikayeleri söyledim. Parça parça karma karışık. Kalbimi yoksullaştıran ne varsa Müzeyyen’e sordum. Duydun mu Müzeyyen? Ses yok. Anladın mı Müzeyyen? Tık yok.

Güzel şeylerde oluyor Müzeyyen. Mesela yağmurlu bir günde incecik giyinip dışarıya çıkartıyorum kendimi. Metroya biniyorum. İlk duraktan son durağa kaç sayfadır? Karanfile çıkıyorum. Karanfili çok severim Müzeyyen. Sen de sever misin?

Elim kitap tutmaya eğitim yıllarında başlamıştı. Çünkü insan kayboluyor. Başka hayatları duyamadıkça sağır oluyor. Sağır olmayı sevmiştim, kitaplara anlatıyordum bunca sağırlığı. Şimdi Müzeyyen’e anlatıyorum. Kaç anlatış varsa o kadar toka takıyorum saçlarına, yeşil, üç yapraklı yonca tokalar.

Balkonlarda oturmaklardan ve düşünmeklerden istifa ettim Müzeyyen. İstifa dilekçem balkondan aşağıya düşmüş. Gördün mü Müzeyyen?

Tamamda Fahri sonra ne oldu diye soracaksınız değil mi? Sorun. Dilekçemi dört gün sonra dört sokak ötede buldum. Oyundan istifa ettim. Eve gidip temize çektim. Sayın Saygı değmez onlar topluluğu özel dedektiflik görevimden istifamı beyan ederim.

Yüzlerce yonca bıraktım. Kapıyı buldum. Açtın mı Müzeyyen?

*Tehlikeli Oyunlar sayfa 325.

Feyza Nur Çalıkoğlu