Üüüüç...
İkiii...
Biir...
Huhuuuuuu!
Genç Teleba, kendini rüzgârın dansı eşliğinde boşluğa bırakıverdi. Önce gözlerini sımsıkı kapattı. Derin bir nefes aldı. Vücudunu bir sağa bir sola sallayıp hazır olduğunu hissettikten sonra bir kez daha arkadaşlarının ona anlattıklarını hatırladı -korkup hattı bırakan arkadaşlarınınkini değil tabi ki, onları o zamandan beri görememişti-.
‘‘Boşluğu hisset. Altında ki ormana, sana imrenerek bakan ışıl ışıl gözlere bak. Hepsi nasıl yerimizde olmak istiyor.’’, ‘‘Hayır hayır. Dinleme onu bağır -gıcırda-, yanından geçen kuşlarla yarış. Kazandığında yüzlerine iyi bak hahaha. Çok komik oluyorlar hahaha.’’
Gülümsedi. Her ikisini de dinlememenin gururuyla yoluna devam etti.
Arkadaşlarının sesleri arasına babasınınki karıştı: ‘’Sen ikisini de dinleme. Bırak kendini. Yarış, kıskançlık, imrenme, imrendirme hiç önemli değil. İyi dinle beni şimdi. Yıllar yıllar önce ilk görevimde bana da babam anlatmıştı bu hikayeyi. Ona da babası anlatmış.’’
‘’Yani büyükbaba Telefi.’’
‘’Evet. Telefi’nin gençlik yıllarında, sıradan bir günde, küçük bir kafile gelmiş. Herkes birer ikişer bineceği kabinleri seçmiş. O zamanlar şu ilerdeki binalar da daha seyrekmiş. Telefi, arkadaşların gibi düşünürmüş, küçük görürmüş diğer her şeyi. Yalnızca boşluğu hissetmek istermiş. O gün yaşadıkları, görevine bakış açısını tamamen değiştirmiş.’’
‘‘Nolmuş baba?’’
‘‘Telefi o gün yarışacağı kuşları, boşluktaki rüzgarı düşünürken bir anda yanına bağrış çağrış içerisinde bir çift gelmiş. Başta aldırış etmemiş. Zaten sevmezmiş insanları. Çift, yola onunla devam etmek için zorbaca kabine girdiğinde daha fazla tartışmayı duymadan edememiş. Birbirlerine öyle ağza alınmayacak sözler söylüyorlarmış. Telefi neye uğradığına şaşırmış. Bir iki sağa sola sallanmış ama nafile. Çift ne korkmuş ne de tartışmayı durdurmuş. Aksine bir anda ayağa fırlamışlar. Yüksek sesli kavgaları artık safi bir gürültüye dönüşmüş. Telefi yolun sonuna yaklaştığında tartışma öyle hararetlenmiş öyle hararetlenmiş ki kadın elinde sıkı sıkıya tuttuğu poşeti adamın suratına fırlatıvermiş. Poşetin içindeki sebzeler de Telefi’nin içinde dört bir yana dağılmış. Telefi kollarına-camlara- sıçrayan ezik sebzelerin yapışık sularını hissettikçe iyice gerilmiş. Neyse ki hemen yolun sonuna gelmişler. Çift hışımla çıkmış dışarı ama Telefi’nin her yerinde brokoliler, karnabaharlar varmış. Bir sonraki tur başlamadan önce gelen temizlik görevlisi Fekir, ortalığa toplanmış görüntüsü verip çıkıp gitmiş. Telefi, Fekir’in her zamanki gibi yaptığı görünümlük temizliğiyle daha çok gerilmiş. Olayın üzerinden birkaç saat geçmiş ama kimse çıkacağı macera için Telefi’yi seçmemiş. Çelik halat boyunca gözleri dolup gıcırdayan Telefi, içeriden gelen bir ağlama sesi duymuş. ‘Hey! Kim var orda?’ Demiş ama hiçbir cevap gelmemiş. Sorusunu yinelemiş. ‘Hey! Kim var orda?’ Ağlama durmuş yalnız bir sessizlik oluşmuş. Telefi bu kez cevap geleceğini umarak yeniden aynı soruyu sormuş: ‘Kim var orada?’ İçerideki, hüzünlü, bir yaz esintisini anımsatan sesiyle cevap vermiş: ‘Be be ben Kabarar.’ ‘Kimsin sen?’ ‘O o o kadın… Bi bi bizi fırlattı. Ö öğrencilerim… Nerede onlar?’ ‘Kimlerin?’ ‘Öğrencilerim diyorum anlamıyor musun? Daha çok küçüklerdi.’ ‘Nesin ki sen?’ ‘Ne demek nesin? Böyle soru mu olur hiç. Asıl sen nesin? Ne bu böyle dağın başında, şehirden uzak, oradan oraya gidiyorsun!’ Telefi duydukları karşısında çok şaşırmış. İçerideki konuştukça o daha da gerilmiş. Onunla böyle konuşmaya cesaret edenin kim olduğunu gittikçe daha çok merak etmiş.’’
‘’Aa büyükannemle o zaman mı tanışmışlar?’’
‘’Tabii ya. O gün, o kadın sayesinde büyükannen ailemize girmiş. Kaderden öte yol yok derler. Onlarınki de o hesap. O gün Telefi, eklemlerini gerim gerim geren bu dik kafalı kim diye çok merak etmiş.’’
‘’Sonra nolmuş baba?’’
‘’Sonraa…’’ Zihninde babasının sesinin yerini annesinin heyecanı aldı.
‘’Bak işte bu kısım çok eğlenceli hahaha.’’
‘’Niye ki anne?’’
‘’Büyükanne Kabarar senin o dik kafalı, kendini beğenmiş deden Telefi’yi yola getirmiş de o yüzden.’’
Babası annesinin sözlerine bir gıcırdamayla karşılık vererek söze atıldı: ’’Annen her zaman Kabarar’ın hayranı oldu, biliyorsun. Gerçi buradaki herkes onun hayranı. Haklı bir hayranlık, sesimi çıkaramam. O olmasa bir çoğumuz anne ne demek bilmeden büyürdük.’’
Annesinin cıvıl cıvıl sesi yine babasınınkinin yerini alarak: ‘’Büyükannem diye demiyorum, çok ikna edici olabiliyordu. Telefi’nin zaten hiçbir şansı yokmuş. Hem o günden beri soylarımız bir. Daha ne olsun. Daha ne yapacaktı bu kadın canım?’’
‘’Kimse aksini söylemiyor ki zaten.’’
‘’Aman canım, iyi birşey demiyorum. Anlat sen!’’
‘’Velhâsıl oğlum, o gün yaşananların ardından iyice gerilen Telefi, halatın tepesinde kalıvermiş. Hareket edemedikçe de daha çok gerilmiş. Halatın en yüksek yerinde bir ileri bir geri sallandıklarını anlayan Kabarar, başlamış sorularını sıralamaya, ’noldu? Niye durduk? Hareket etsene!’ Telefi, Kabarar’ın sözleriyle daha çok gerilmiş, ‘hareket edebilsem ederdim, kaldım burda. İnemezsem gönderirler beni. Naparım ben?’ diye yakınarak sallanmaya başlamış. Kabarar da bakmış bu iş böyle olmayacak, sakince Telefi’yi yönlendirmeye başlamış. Öyle güzel, öyle ikna edici konuşmuş ki Telefi’nin tüm eklemleri gevşemiş. Asılı kaldığı yerden serbest salınıvermiş. Tüm bu yaşananlardan sonra Telefi Kabarar’a öyle hayran olmuş öyle hayran olmuş ki onunla konuşanın kim olduğu görmek için çabucak düzlüğe inmiş. Fakat gördüğü kişi karşısında neye uğradığını şaşırmış. Karşısında parlak güneş ışığının aydınlattığı krem rengini saran yeşilleriyle Kabarar’ı görmüş. ‘Ama sen… Sen bir karnabaharsın.’ ‘Eee nolmuş yani?’ ‘H h hiç…’ Kabarar vermiş ağzının payını susturmuş Telefi’yi. Bu ikili, o gün konuşmalarının sonunda soylarımızı birleştirme kararı almışlar. Tabi tek bir sorun varmış, çocuklar… O zamana kadar yavru teleferiklerin yalnız babaları olurmuş. Karnabaharlarsa doğan çocuklarıyla genellikle ayrılırlarmış. Uzun uzadıya düşünmüşler. Nihayetinde ortak bir karara varmışlar. Kabarar’ın ailesi ve arkadaşları, Telefi’nin ve babaların izin vermesi koşuluyla kendilerine istedikleri yavruları evlat edinme konusunda anlaşmışlar. Ardından Telefi hızla bir sağa bir sola sallanıp Kabarar’ı toprakla buluşturmuş. O da köklerini salıp toprakla ve göklerdeki kuşlarla anlaşarak cümle aleme haber salmış. Diyeceksin ki ‘baba bunun benim ilk görevimle ne ilgisi var?’ Çok alakası var. Sadece kendini umursama, üstün görme, tek amacın boşlukta süzülmek olmasın ama her şeyi de dikkate alma. Her zaman yanında Kabarar gibi birisi olmayabilir. Ama en önemlisi de atalarının aksine senin yanında duran bir de annen var. Ola ki Telefi gibi donar kalırsan aklına bizi getir. Başına ne gelirse gelsin annen ve ben hep senin yanında olacağız.’’
Gözleri dolan, eklemleri buğulanan annesi: ‘’Kabarar, anne olmak için demir bağının gerekmediğini öyle güzel gösterdi ki bize, hayatlarımıza, geleceklerimize umut filizlerini ekip öyle göçtü bu hayattan. Ona çok hayranım çünkü bana senin annen olma şansını verdi.’’