Görev: Zihnini yeni bir bedene aktarmak için bir kliniğe giden Hatice Hanım’ın başına hiç beklemediği bir olay gelir.
Beden Oyunu
Oyun değil tabii de o zaman öyle görmüştüm. Arkadaşım sistemin içinde olmasa nasıl haberim olurdu, ne kadar şanslıyım, diye düşünüyordum. Bir aylık bir deneyimcikti. Hem belki bedenimi özler, bedenimle barışırdım.
Arkadaşım ayrıntılı bir e-posta atmıştı. Kafama yatmayan bir şey yoktu. Benim zihnimi başka birine yükleyeceklerdi. Bu başka biri, mutlaka benimle zıt karakterde olacaktı. O yüzden başvuru formunu eksiksiz doldurmam isteniyordu. Beş yüz soru cevaplamıştım neredeyse. Ne kadar profesyonel çalışıyorlar, diyerek böyle bir şeyin içinde olmaktan gururlanmıştım. Belki ismi geçmeyecek yüz denekten biriydim ama yine de memnundum. Hayatıma bir ay boyunca yeni bedenimle devam edeceğim için en fazla dört kişiyle görüşebilecektim ve bu kişiler de işlemden haberdar olacaktı. En yakın arkadaşım Hale ve anneannem dışında kimsenin bilmesine gerek yoktu. Anneannemi ikna etmek için döktüğüm dilleri anlatmayacağım. Ahhh ahh… Çok yorucuydu. Delirdiğimi düşündü, günlerce annemlere söylemekle tehdit etti. Annem bilim insanı olduğu için -yüksek ihtimalle- karşı durmazdı ama babam asker emeklisi bir diktatör olarak ânında tatili bırakıp dönerdi. “Tatillerini zehretme insanların anneanne.” desem de “Sana bir şey olsa bana hesap soracaklar.” diyerek haklılığını ispatladı. “Bana ne olacak Allah aşkına!” dedikten sonra bol kahkahalı güldüm. Kadıncağız daha da ürktü. Sonra ciddileştim ve “Ölmeden önce son isteğim bu.” dedim. Mâlum olduğunu filan düşünmüş olmalı ki şaşırdı, hüzünlendi, türlü türlü hâllere girip çıktı. Yenilgiyi kabul etmişti.
“Diyelim yeni bedeni sevmedin illa bir ay beklemen mi gerekiyor?”
“Öyle bir durumda bedenimde olan kişinin de bedenini geri istemesi gerekir. Yoksa bir ay geçmesini bekleyeceğiz.”
“Hasbinallah yetmişimden sonra çektiklerime bak Allah’ım!” Kadının kafası çok karışmıştı.
***
Başvurum onaylandıktan sonra imza işleri ve tahliller için çağrıldım. Onlarca sayfayı okumadan imzaladım ve tahlillerimi yaptırıp anneannemin evine geri döndüm.
İki gün sonra işlem gerçekleşecekti. Anneannem ya namazdaydı ya da elinde Kur’an vardı, durmadan okuyordu. Bu işkenceyi ona neden çektirdiğimi hâlâ anlamıyorum.
Tahlil sonuçlarım temizdi, zihnimin yükleneceği beden de hazırdı. Ertesi gün işleme alınacağımın haberini vermişlerdi. Tüm gece rahat bir uyku çekmiştim. Sanki işleme ben değil anneannem alınacaktı. Sabah tekli koltukta ayaklarını sehpaya uzatmış şekilde uyuklarken buldum onu. Ayak uçlarıma basa basa hazırlandım. Hava durumuna geceden bakmıştım. Yağmurlu yazıyordu. Üzerime yağmurluğumu giyip çıktım.
Kliniğe kendi saatime göre vaktinde varmıştım. Danışmaya adımı söyledim. “Koridorun sonunda solda sizi bekliyorlar.” dedi. Teknisyen beni kapıda karşıladı. “Nereye yetişiyoruz böyle Allah aşkına?” diye mırıldandım. Adam duymadı. İçeride bir kadın oturuyordu; bacak bacak üzerine atmış, üsteki bacağını sallıyordu. Kıvırcık saçları tanıdık gelmişti. Kapıda mıhlanıp kaldım. Selin’di bu. Eski erkek arkadaşımın eski sevgilisiydi. Kapıdan geri çıktım.
Adam da arkamdan geldi.
“Bir sorun mu var?”
“O içerideki kadının bedeninde mi olacak zihnim?”
“Evet.”
“Asla.”
“Anlamadım.”
“O kadından nefret ediyorum. Bu mümkün değil anlatabiliyor muyum?”
“Anladım ama anlaşmayı imzaladınız. Bugün işlem gerçekleşmeli.”
“Gerçekleşmezse yaptırımı nedir?”
Adam ters ters bakıyordu. Haklıydı. Kara cahil gibi okumadan imzalamıştım kâğıtları. Erol’a güvendiğimden tabii.
“Erol nerede?”
“Bugün izinli.”
“Nasıl ya! Bana şu anlaşma metinlerini verir misiniz?”
Adam “Gereksiz vakit kaybettiriyorsunuz bize.” diyerek söylene söylene gitti. Diğer dediklerini duymadım.
Amacım anlaşmada kendime açık bir kapı bulmaktı.
Teknisyen hemen döndü, metni elime atar gibi verdi. Dinlenme salonu yazan odaya girdim. Aceleyle maddeleri atlayarak okumaya başladım. İşlem iptali başlığında durdum. Ancak işlem günü sağlık sorunu olursa bedene geçişimiz iptal oluyormuş.
Etrafıma bakındım. O kadının bedeninde bir ay geçirmektense kendimi yaralarım daha iyi, diye düşünüyordum. Odada hiçbir şey yoktu. Bir vazo bile koymamışlardı sehpanın üzerine. Camın önünde bir saksı vardı sadece. Elimdeki kaleme baktım. Vazo yok diye kendime zarar verme fikrini doğru bulurken gerekli aracı bulduğumda korkmaya başlamıştım. Ayrıca deli olduğumu düşünürlerdi. Hayır kendime zarar veremezdim. Diğer iptal maddelerine baktım. Birinci derece akrabalarla ilgili bir sorun olursa, diyordu. Yalan söylesem, adam bu saatten sonra yemezdi. Yaptırım sayfasına geldim. Vazgeçtiğimiz takdirde elli bin lira ödememiz gerekiyormuş. Bizimkilere söylesem bir şekilde hallederlerdi. Ama aylarca hatta yıllarca babamın dilinden kurtulamazdım. “Ah Erol seni elime bir geçirsem…” dedim tıslayarak. Kendimi ikna etmeye çalıştım. Otuz güncük canım, dört haftacık.
Teknisyen koridorda volta atıyordu. Yanına gittim.
“O kadının beni görmesini istemiyorum.”
“Bu mümkün değil, sizin bedeniniz de onda olacağından işlem esnasında göreceksiniz birbirinizi.”
“Hay ben böyle işin...”
Erol’u aradım. Telefonu kapalıydı. Sinir krizi geçirmeyi düşündüm, belki yırtardım. Ama hastaneye kaldırırlardı bunlar hemen. Sonra ayıkla pirincin taşını.
İçeri girdim. Selin’e bakmadan adamın arkasından içerideki kapıya yöneldim. Beni tanımamış olmalı ki yaygara kopmadı. Eminim o da benim bedenime girmek istemezdi.
Nasıl tanımadığını düşündükçe işlemi filan unuttum. O kadar mı yaşlandım, o kadar mı değiştim, yok canım yedi sekiz yıl oldu sadece, demek beni hiç takmamış baksana, ben aylarca onun yüzünden uyumamıştım, şeklinde düşünceler geçiyordu zihnimden.
İşlem öncesi tartıldık. Ben 76.2 kiloydum. Yeni bedenim 62.7. Tabii benden biraz kısa olduğundan canım. Dişçi koltuğu gibi koltuklara yarı yatar vaziyette oturduk. Fısıltı hâlinde “Bu ne saçma iş bir ay birbirimizin bedeninde yaşayacağız merhabalaşmadık bile.” dedim. Teknisyen deli mi ne der gibi baktı. Adam bakışlarıyla konuşuyordu âdeta, sessizliğe olan alışkanlığından sanırım. İşlem on beş dakika kadar sürdü.
Bir saat müşahedede kalmamız gerektiğinden ayrı odalara alındık. Etrafımda fır döndüler. Koluma serum taktılar. Ağzıma bir ilaç verdiler. Elime de küçük bir tablet. Deneyimlerimi yazacakmışım her gün. Bir de yeni bedenim için uymam gereken birkaç kural varmış. Kötü beslenmeyecekmişim. İlaç kullanmayacakmışım, vücudu susuz ve uykusuz bırakmayacakmışım. Ağır spor ve fazla iş yapmayacakmışım. “Herhangi bir sorun olursa bizi arayarak haber verin, biz gerekli görürsek sizi kliniğe çağırırız.” dediler.
Bir saat dolunca klinikten ayrıldım. Kendimi minicik ve çok hafif hissediyordum. Cam ve ayna görmemek için elimden geleni yaptım. Otobüse bindim. Midem çok kötü bulanıyordu. Bir durak dayanabildim. İnip geçen bir taksiyi durdurdum. Midem hâlâ bulanıyordu. Otobüs tutması gibi değildi. Şoföre söyledim. Poşet uzattı sağ olsun. Eve sağ salim geldim. İçeri girmeden kliniği aradım. “Bugün iyice dinlenmelisiniz.” dediler. “Anneanne!” diye seslenerek içeri girdim. Sesi ne kadar da çirkinmiş Selin’in hıh. Nenem beni görür görmez ağlamaya başladı. “Benim Hatice’me ne yaptılar!” diye ağıt yakıyordu. Duş almak istiyordum ama vazgeçtim. Henüz o tarz bir deneyime hazır değildim. Pijamalarımı giydim. Uzun ve büyük geldiler ama idare edilirdi. Uzandım. Bulantım geçmiyordu.
Annemle babamın sesleriyle uyandım. Annem odaya girdiğinde beni görünce ağlamaya başladı. Annem karşımda perişan bir hâldeyken Selin’in çevresindekiler de böyle ağlıyor mudur acaba, diye düşünüyordum. Babam elini yumruk yapmıştı. Susuyordu.
Yataktan kalktım midem hâlâ bulanıyordu, lavaboya koştum. “Babam o klinik nerede hemen konuşup iptal edeceğiz bu şeyi!” dedi. Annem çantamı karıştırıyordu. Kâğıt, kartvizit filan arıyor olmalıydı. Geri geldim. “Erol.” dedim. Annem Erol’u tanıyordu. “Onun çalıştığı klinik mi?” diye sordu. Başımı salladım. Telefonumu alıp Erol’u aradı. Annemler kliniğe gidip olay çıkartmasınlar diye anneanneme gelmeyi teklif etti. Babam telefonu aldı. “Bana bak bizi oyalama! Ne yapılması gerekiyorsa yap hemen, bu işi iptal et! Derhal! Duyuyor musun derhal! Kızımın bedeni neredeyse bul!” diye bağırdı. Aslında tehdit etmeye hakkı yoktu babamın. Kendi rızamla imzalamıştım ve kocaman insandım. Hiçbir şey yapamazdı. Babam düşündüklerimi anlamış gibi bana döndü: “Bu yaptıkları yasaya aykırı. Dava açarsam sürüm sürüm sündürürüm onları!” dedi.
Başımı önüme eğdim. Bulantımın Selin’den kaynaklandığını düşünüyordum. Zihni yeni bir bedene girince neden midesi bulanır ki insanın... Ama o ilaçlar da dokunmuş olabilir tabii.
Erol’dan haber bekliyorduk. Yarım saat olmadan döndü. Selin’i, yani bedenimi bulamıyorlarmış. Telefon etmişler, kapalıymış. Adresine ekip yollamışlar, yokmuş.
***
İşte hikâye burada donup kaldı. Gerisinin benim için bir önemi yok. Babam dört aydır dava, şu, bu uğraşıyor ve sonunda kliniği kapattırdı. Bu işin peşini bırakmayacağını söylüyor. Ben... Ben… Ben dört aydır Selin’le yaşıyorum.