Düş-ünce

İrem İlayda Karkı

"Senin ruhun aç. Doyumsuzluğun bu yüzden. Fark ettin mi bilmiyorum, hiçbir mutluluğun tam değil. En mutlu olduğun anlarda bile hep tetiktesin. Hani bir ayağının eşikte olması durumu var ya, aynen öyle. Mutluysan bile kaçacak gibisin, hep bir işaret bekliyorsun. Seni senden başka kimse mutsuz edemesin istiyorsun. Mümkün mü?"

Yerdeki halı desenlerini incelemeye başlamıştım çoktan. Çiçek mi, labirent mi, yol mu olduğuna karar veremediğim bir desen üzerinde takılı kalmıştım. Bir hayvanı da anımsatıyor gibiydi. Mümkün müydü? Tabi canım bir hayvan da olabilir elbet. Hayır o değil, beni bir tek benim mutsuz edebilmem konusu. Mümkün değil tabi, aptal mısın?

"Yıldız, beni dinliyor musun ablacım?"

Ben ona cevap vermediğim hâlde o kadar yumuşak bir ses tonuyla sormuştu ki bu soruyu. Ah dedim içimden, keşke sen benim gerçekten de ablam olsaydın. 20 yaşında bulduğum değil de doğduğum andan itibaren yanımda olan, benim yoluma ışık tutan sen olsaydın. Belki o zaman karanlıklar bu kadar korkunç gelmezdi. Bağış kampanyası ile alakalı konuşmak için gelmiştim aslında ama annemle tartışınca konu bir şekilde bana gelmişti.

"Dinliyorum ablacım. Evet, mümkün değil biliyorum. Bunu aklım biliyor ama kalbim çok korkuyor. Biz asıl konumuza dönelim bence. Sadakada miktar sınırı olsun mu olmasın mı diye bir tartışma çıkınca kampanya tarihinde bir aksama oldu. Bunu çözmemiz gerek."

"Tamam bu konuyla ilgileneceğim. Önce seninle ilgilenelim ama. Bak yine aynı yanılgıdasın. Akıl ile kalbi ayırmaya çalışıyorsun. Bunlar birbirinden bağımsız olabilir mi hiç? Düşünceler duygulardan ayrılabilir mi?"

Bu bir soru değildi. Yanılgı olduğunu başta söyledi zaten. Ama ben hep aklımın değil de kalbimin aptal olduğuna inanmak istemiştim. Bunları ayırmazsam bana ne olacak?

"Yıldız, bugün çok dalgınsın. Anlıyorum, zor bir gün geçirdin. Ama seni çözümlemezsek duvarlarını yıkamayız."

Belki de o duvarlar gereklidir.

"Duygusal bileşenlerime mi ayıracağız beni?"

Bu sorum karşısında kahkahamı tutamadım. Ama gülen tek kişi bendim. Midem de açlık gurultularıyla hafiften eşlik ediyordu bana. Ruhumdaki açlık da gurulduyor mudur acaba?

"Feriha abla. Ablacım, canım. İyi ki varsın. Anlıyorum bana yardımcı olmaya çalışıyorsun ama benim aklımda sorun yok. Gerçekten. Beni yoran kalbim. Bunu sen de biliyorsun."

"Düşüncelerle duygularını ayıramazsın. Onlar bir bütün. Psikolojide Abc kuramı vardır. Bak hatta bu kuram Akılcı Duygusal Davranışçı terapide geçer. Seni çok teoriye boğmak istemiyorum ama kısaca bunu anlatmam lazım. Bekle."

Kuram dinlemek istemiyordum. Anlamak da istemiyordum. Ben bu duygusallıktan, yaralarımdan kurtulmak istiyordum ve bunun aklımla bir ilgisi yoktu.

Feriha abla iki dakika sonra elinde kalem kâğıt ile yanıma geldi.

"Bak şimdi, sana çok basit bir şekilde çizeceğim. A, burada meydana gelen olayı veya durumu temsil ediyor. B, olay karşısında tutunduğun düşünce ve inançlardır. C ise tutumlar sonucu oluşan duygu ve davranışlar. Görüyor musun, duygularımızı olaylar değil düşüncelerimiz belirliyor."

Feriha abla tüm teorik desteklerle duvarlarıma hücum ediyordu. Evet anlattığını anlayabiliyordum. Ama anlamak yetmiyordu bana.

"Bak bugünkü olaydan örnek verelim. Bugün annenle tartıştın. Yani A, meydana gelen olay bu. Bu tartışmadan sonra aklından çeşitli düşünceler geçti. Bunları tam olarak benimle paylaşmadın ama sen hangi düşünceler olduğunu biliyorsun."

Beni sevmiyor. Beni önemsemiyor. Ben ona ne yaptım?

"Bu düşünceler B. Sonrasında hissettiğin kırgınlık, kızgınlık da C. Şimdi daha iyi anlıyor musun? Yani senin üzülmene kırılmana sebep olan şey tartışma değil, tartışma sonucu oluşan düşüncelerin."

Düşünceleri ameliyatla aldırabiliyor muyuz?

"Tamam peki senin dediğin gibi olsun. Düşüncelerim de bu işin içinde diyelim. Peki ne yapacağım? Anlamak yeterli değil."

"Düşüncelerini değiştireceğiz kuzum. Böylelikle duyguların da değişecek."

Açlığım artmaya başlamıştı. Hayır duygusal olan değil fiziksel olan. Mis gibi kokular geliyordu mutfaktan. Havayı kokladığımı gören Fahriye abla gülüyordu.

"Güllaç yaptım. Sen seversin."

Anne canım güllaç istiyor.

Uğraşamam şimdi.

Gözlerim doldu. Bana uğraşamam diyen annem yarım saat sonra abimin canı istediği için baklava açmıştı. Bu sebeple bu anı aklımda kalmış olmalı. Peki ya beni üzen düşünceler doğruysa, yine de değiştirmem mi gerekir?

"Annem neden beni sevmedi?"

Derin bir sessizlik.

"Hadi güllaç yiyelim."

İrem İlayda Doğan