Vazgeçtim Dünya'dan

Elif Ezgi Bektaş

- Bu projenin temelleri nasıl atıldı? Size böyle akıl almaz bir deneyi düşündüren neydi?

- Aslında çocukken kurduğum bir hayaldi bu proje. Dünya'dan Mars'a gidecek son iki gemi kalmıştı. Biliyorsunuz; bilim adamları, teknik elemanlar, doktorlar, bürokratlar, zenginler, güvenlikçiler, işçiler, çiftçiler gitmiş ve yolculuğa hazır sadece iki gemi boş kalmıştı. İki milyar nüfuslu dünyanın, geriye kalan bir buçuk milyar insanı için iki gemi ayrılmıştı. Biz geriye kalanlar, herkesin o gemilere sığmayacağını biliyorduk ama gidenlerin geri döneceğine inanmıştık. Sona kalan iki geminin birine; gazetecileri, yenilikçi yazarları, Mars'a şiirler yazan şairleri ve Mars Anayasası üzerinde çalışan kurulu aldılar. Ve küçük bir bölümün boş kaldığını duyurdular halka. İşte o zaman yarışmalar ortaya çıkmaya başladı. Ben ilk yarışma ilanını gördüğümde on yaşındaydım. Mars'ta işe yarayacak en iyi projeyi yapan ilk üç kişi NASA'nın özel kontenjanı ile gemiye dahil olacaktı. Benimse hâli hazırda üstünde çalıştığım beş-altı projem vardı. Biri yapay bitki örtüsü ile alakalı, biri genetik kodla, biri ise mikroorganizmalar ile ilgiliydi. Ailemden gizlice birini kendi adıma; birini annem, diğerini ise babam adına yolladım.

- Neden ailenizden gizli yolladınız?

- Onlar Mars'a gitmemize karşıydılar. Annem tarihçiydi, babam ise avukat. Biri geride kalan insanlar için hukuk mücadelesi veriyordu, biri ise geride kalacak olan ölü şehirlere kıyamıyordu. Onlar için dünyayı terk etmek; geçmişlerine, ailelerine, dostlarına, hiçbiri yaşamayan idollerine karşı ihanetti.

- Vay canına, çok garip bir bakış açısı.

- Evet öyle maalesef. Konuya döneyim. Benim üç projem de kabul edildi. Babam tabii ki gitmeyi kabul etmedi, hatta annemin yalvarmalarına bile aldırış etmeden evden kovdu beni. Onun bu kadar bencil bir kızı olmazmış, öyle dedi arkamdan.

- Peşinizden geldiler mi?

- Hayır hayır, gelmediler. Dördüncü ve beşinci proje dahil oldu kontenjana ve öyle yola çıktık.

- Olamaz! Yoksa onlar?

- Evet. Biz yola çıktıktan sonra Dünya daha fazla dayanamadı. Acilen idareciler de kalan son gemiye bindiler ve peşimizden yola çıktılar. Devamı malum, Dünya yok oldu.

- Sizin için çok üzgünüm.

- Üzülmeyin lütfen, ardımda bıraktığım Dünya, o gün için bana acı verse de bugün bulunduğum konuma gelmeme sebep oldu. Dünya patlayıp parçalarına ayrılırken ben, onu bu hâle getiren insanlığın Mars'a da aynısını yapmaması için düşünmeye başladım. Şüphesiz, ailem aidiyet duydukları soyut kavramlar yüzünden binmediler o gemiye. Ben de insanlığın aidiyetlerini ortadan kaldırmanın hayalini kurdum.

- Ve böylece minimal bir Dünya yapmak aklınıza geldi.

- Aslında aklıma ilk gelen insanlar oldu. Geçmişleri, aileleri, onlara cesur ve savaşçı olduklarını söyleyen yöneticileri olmayan insanlar… Birbirlerini öldürmeyi keşfetmemiş, topraklarına, sınırlarına bağlılığı bulunmayan bir topluluk hayal ettim. Ağaç kesmeyi görmeyen bir insan niye ağaç kessin ki? Ya da et yemeyi bilmeyen insan neden hayvan öldürsün. Aslında doğduğunda tüm bebekler sıfır noktasındalar. Etraflarında olanlar, duydukları veya gördükleri kötü örnekler zamanla aşağıya çekiyor onları. Ben de bu yüzden insanlığı sıfır noktasında tutmanın hayalini kurdum. Terk etmeleri gerektiğinde terk edebilmeleri için, korktuklarında kaçabilmeleri için, savaşmanın anlamını hiç bilmemeleri için…

- Ne kadar zaman aldı peki bu projenin hayata geçmesi?

- Elli yılımı aldı. Önce gözle görülemeyecek kadar küçük robotinsanlar üzerinde çalıştım. Robotinsanları bu kadar küçük boyutlarda üretmek on beş yılımızı aldı. Ama değdi, şu an bizim gibi düşünen, yiyip içen, hatta uyuyan bir robotinsan topluluğumuz var.

- Robotinsanlarla yüzünü paylaşan epey ünlü varmış. Sizin de yüzünüzü taşıyan bir robotinsan var mı?

- Ah evet, elbette var. Tam bir yıl önce minimal Dünya'ya doğdu. Bu bir yıl onlar için yirmi seneye tekabül ediyor, yani yaklaşık yirmi yaşlarında genç bir kadın robotinsanımız var ve benim yüzüme, fiziksel özelliklerime sahip.

- Harika! Ben de yüzümü, fiziksel özelliklerimi bağışlamak istiyorum bu projeye, mümkün mü acaba?

- Tabii, röportajımızdan sonra asistanım yardımcı olur size.

- Teşekkür ediyorum. Ben diğer soruya geçeyim. Yapay Dünya projesi daha kaç yıl devam edecek?

- Yapay Dünya'mızın yaşı, asıl Dünya'nın yok olduğu yaşına denk gelene kadar sürdürmeyi düşünüyorum projeyi. Aidiyetleri olmayan robotinsanların, Dünya'larına insanlardan daha iyi baktığını ancak böyle tamamen kanıtlayabilirim. Projenin sonunda tüm kaynaklara eşit derecede ulaşan, savaşmak, yağmalamak, öldürmek gibi kötülüklerden arınmış bilince sahip robotinsanların doğaya ne kadar iyi baktığını görmüş olacağız.

- Pekii sizce Yapay Dünya üzerindeki robotinsanlar, arkamızda bıraktığımız beş yılda, ki bu onların zaman boyutunda yüz yıla denk oluyor, bu sürede nasıl gelişim kaydettiler?

- Biz beş yıl önce Yapay Dünya'yı bitirdiğimizde, robotinsanların yaşamlarını sürdürecekleri evleri ve iş yerlerini de inşa ettik. Onları zaten hazırladığımız evlerde yaşamaya, belirlediğimiz işlerde çalışmaya programlamıştık. Hayat standartları önceden belliydi yani. Bu yüzden hayat standartlarını geliştirmek adına yüz yılda çok büyük şeyler yapmadılar. Birbirleriyle olan iletişimlerinde gelişme oldu, bir de evcil robothayvanlarına olan bakış açıları genişledi. Bazı işlerinde köpek türünden yardım almaya başladılar, baykuş türü ile mektuplaşanları da keşfettik. Yani iletişim konusunda bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Ama telgraf, telefon gibi araçları veya benzerlerini keşfetmelerini biraz daha bekleyeceğiz.

- Ne tür işler yapıyorlar?

- Büyük çoğunluğu tamirci, aralarında doktorlar da var. Bir kısmı enerji santralinde çalışıyor, bazıları da madenci.

- Madenci mi? Nasıl olur, yapay bir dünyada maden mi bulunuyor?

- Evet elbette, yani onlar öyle düşünüyor. Madenciler büyük bir çoğunluğa sahip. Birbirlerinden habersiz, yarısı sürekli parlak bir taş çıkarıyor ve diğer yarısı ise çıkan bu madeni tekrar geri gömüyor. Böylece başka şeylere yönelmek yerine enerjilerini işlerinde tüketiyorlar. Sonucunda hepsi çalışmasının getirisi ile memnun olup hayatına devam ediyor. Henüz ölümün ne olduğunu bilmiyorlar, bir gün bir uçak bir paket bırakıyor ve sayılarının arttığını anlıyorlar. Doğumun ne olduğunu bilmiyorlar, aileleri yok. Fazla giysiye ihtiyaç duymuyorlar çünkü giysileri standart. Fazla eve ihtiyaç duymuyorlar çünkü fazla evi olan kimseyi gözlemlemediler. Ve en inanılmazı, yüz yıldır kimse suç işlemedi.

- Bir yasaları var mı? Ya da bir devletleri? Liderleri?

- Yasaları var, doğuştan kodlanmış durumda. Ama o yasalar genelde görevleri ile alakalı. Örneğin o yasalarda adam öldürmeyin yazmaz, çünkü bu tanımın ne olduğunu zaten bilmiyorlar. Ya da hırsızlık yapmayın yazmaz, çünkü böyle bir şeyin varlığını keşfetmediler. Bir devletleri yok, bizim kurduğumuz düzene tabiler. Yani bizlerin varlığından haberdarlar ama ulaşılmaz olduğumuzu düşünüyorlar. Liderleri ise… Hayır yok, her biri kendi hayatının lideri.

- Peki Yapay Dünya'da doğal afetler oluyor mu?

- Hayır henüz onun deneyini yapmadık ama yakın zamanda deneyip tepkilerini gözlemleyeceğiz.

- Sizce deneyiniz başarılı olursa, yöneticiler, insanlar üzerinde hafıza tahribine ve ardından robotik kodlama uygulamasına izin verecek mi?

- Bence verecekler çünkü Mars'ı kurtarmanın tek yolu bu; ona kendimiz gibi yani insan gibi davranmamak. Bu da hafıza tahribi ile kimliğimizi unutup yeni bir düzen inşa etmekle mümkün. Ardından herkesin DNA'sına uygun Robotik kodlama evresi olacak. Bu da her insanı örnek bir vatandaş haline getirecek. Neden istemesinler ki? Hatta bence birçoğu ilk deneyenlerden olacak.

- Sizinle aynı fikirdeyim Doktor Els. Ve eminim robotinsanlar, bu tezinizin doğruluğunu bize kanıtlayacak. Çok teşekkür ediyorum samimi yanıtlarınız için, sorularım bu kadardı. Şimdi Yapay Evren'i görebiliriz.

- Elbette, önden buyurun lütfen.

***

- Vay canına! Bu, bu çok gerçek. Yıldızlar, Dünya, Güneş, Ay… Uranüs Neptün, Venüs… Ahh! Ve sevgili Mars… Siz bir dahisiniz. Bu camın içine bütün Evren'i sığdırmışsınız. İçeri adım atıp uzayda süzülmek istiyorum şu an. İçeride yerçekimi yok değil mi?

- Hayır yok! Yerçekimini yalnızca Dünya’nın ve bazı gezegenlerin merkezine odakladık.

- Robotinsanlara bu teleskopla mı bakılıyor?

- Aslında o bir çeşit mikroskop.

- Deneyebilir miyim?

- Tabii.

- Nereye bakmamı önerirsiniz?

- Aa! Orta Doğu olabilir. Eminim orayı görünce çok şaşıracaksınız. Dünya Tarihi kitaplarında anlatılandan bambaşka bir şey karşılayacak sizi. Yeşil ve gürültüsüz bir Orta Doğu.

- Pekii! Bu harika! Şu an bütün Dünya'ya tepeden bakıyorum.

- Ne görüyorsunuz?

- Robotinsanlar, sokaklarda yürüyorlar. Aynı bizlere benziyorlar. Sahiden hepsi aynı şekilde giyinmiş. Şu ileride bir kalabalık var. Bir dakika, orada neler olduğunu merak ettim. Aa!

- Ne oldu?

- İki robotinsan kavga ediyor.

- Bu mümkün değil!

- Evet kavga ediyorlar. Diğerleri de onları izliyor. Hatta biri diğerini yere düşürdü. Of! Olamaz! Ha... Hayır!

- Ne oluyor. Biri… Biri şu gözlem aracının kamerasını ekrana bağlasın. Duymuyor musunuz beni? Nerede herkes?

- Doktor Els! Doktor Els! Bir şey yapın. Müdahale edin. Biri diğerinin kafasına yerden aldığı bir taşla vurdu, o da yere düştü. Ovv! Kafasını, kafasını eziyor.

- Çekilin şuradan!

- Doktor, o, öldü. Hareket etmiyor.

- Çekil!

- Doktor, bunu yapan, bunu yapan sizsiniz.

Doktor Els, gazeteciyi itip gözlem cihazının başına geçer. Ve bakar. Bir kadın vardır karşısında, elinde kocaman bir taş, taşın üstüne suni kan bulaşmış. Etrafındaki robotinsanlar, ilk defa gördükleri bir şeye bakıp kalmış. Kadın göğe doğru kaldırıyor kafasını. Doktor kadını izliyor, kadın güneşe bakıyor. Bu gözler tanıdık, bu saçlar, bu dudaklar… Eller, kırmızıya boyanmış eller onun elleri. O esnada gözlem odasındaki ekran açılıyor. Asistan "Yansıttım efendim," diyor. Koca ekranda doktorun yüzü görünüyor. Yanında ise motoru parçalanıp ölen ilk robotinsan. Gazeteci dehşetle notlar alıyor. Doktor Els hâlâ gözlem aletiyle kendine bakıyor.