Gül.Beyaz

Derya Kuru

Derya Kuru

gül.beyaz

‘’ Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak,’’

Yaşam formları: 1

Şu. Son. Üç Gün. Yatçaz. Kalkçaz. Yatçaz. Kalkçaz. Yatçaz. Kalkçaz. Hooooooooooooop, ordayım.

Yaşam formları başka bir.

Asılıyım. Çok büyük olmayan küçük de sayılmayacak olan bir odada, kombi için borularla çevrelenmiş duvarın ortasından geçen borunun ucundaki bir vanada asılıyım. Asılmak için daha güzel bir yer olamazdı. Bir yüzüm kocaman bir gönlün içinde, bir yüzüm kış bahçesindeydi. Objektiflerle bakıldığında ikisi de farklı yerler değildi. Asılıyım. İki yüzümün kolundan da asılıyım. Bazen kış bahçesine dönüyorum yüzümü; bazen gönlümün içine diğer yüzümü. Ama iki yüzümü birden saklayamıyorum. Bir yüzüm uzun süre duvarı izlerken bir yüzüm işte bu küçük odayı izliyordu. Size bir odadan bahsedeceğim. Kendine ait bir odadan. Yıllar sonra kendine ait bir odaya yerleştim. Sadece kendim yerleşmişim gibi oldu ama yalnız değildim. Yine de ne yandan ne yönden bakarsanız bakın benim odam sayılırdı. Bu kalorifer borusu, benim borum sayılırdı. Her boru öten cinsten değildi. Ben bunu söyleyeyim yine de. Ne diyordum. Oda diyordum. Odadan bahsedeyim. Toplanırken sorun olmayan ama açılırken makası kırılmış bir çekyat var. Genellikle yatan pozisyonda olduğu için de bir yataktan farkı yok. Nasıl olabilir ki zaten adı çekyat. Yatağın karşısında kitaplar var. Kitapların yanında kitaplar, yanının yakınında yine kitaplar var. Kitaplığın üzerine siyah beyaz kâğıda çıkarılmış iki güzel adamın yüzü. İkisi de yaşıyor. İkisi de ölüydü. İkisi de ölürken, ikisi de yaşıyordu. Ah, bu torba ne mi diyordu? Evet biri toprağın üzerinde diğeri diğer yüzündeydi. Size bunların kim mi olduğunu? Söylemeyeceğim.

Yaşam formları: 1

Sabahtan akşama kadar yattık kalktık çalıyor ve hiçbir işim bitmiyor. Şu Almanlar… Programları da kendileri gibi katı. Bir adım ileri gidiyorum. Enter. Hata. İki adım geri gidiyorum. Geri giden birinci adım hatayı çözmek, ikinci adım hatayı çözdükten sonra hiç adım atmamış hâle gelmek. Gördüğünüz gibi geri sayışım iki adım değil ki eski konumuma -bir adım atar konuma- gelmek için bir adım daha geri say. İleri evet. Evet. Doğru bir adım. Bekle. Kalkçaz. Yatçaz. Hoop.

Yaşam formları başka bir.

Olmayan ayaklarımla karşımda duran masanın yüzü doğrusal olarak aynı hizaya denk geliyordu. Yani oda dediğimiz boşluğu yok sayacak olursak, odaya bakan yüzüm masanın yüzüne denk geliyordu. Olmayan ayaklarımdan mı neden bahsettim? Size başka, bir çift yürümeyen ayağın, dizlerini okşayan avuçlarından, avuçlarının içinde tomurcuklanan gül goncalarından, bütün oyunları bir gölgenin altından izlemekle sadece izlemekle yetinmek zorunda olan merceklerin varlığından bahsetmeyeceğim için bahsettim. Size masadan bahsettiysem, masanın yüzünde bir şey olmalıydı. Adı ‘’güzel’’ bir şey olmalıydı. Bunu düşünür insan. Ben bir torba olarak bile düşündüm demek. Bir torbayı torba gibi düşünmek kolaydır. Bir torba olmayanı, bir torba gibi düşünmek zordur. Ben torba. Nelerden mi bahsediyorum? Beni mi ciddiye alacaksınız? Sanki bilmiyoruz mu ki yatacak ve kalkacak ve kalkacak ve yatacaksınız. Takıcağız mercekleri. Üf üf, üfleyeceğiz camlarına, daha çok görmezden gelelim, buğulayacağız, hayır bak, görmedim ki, görünmüyor, bak, bakacağız, bakıcaz, yok, yatçaz kalkçaz, yatçaz, kalkçaz, hooop ordayız.

Yaşam formlarındaki karmakarışıklıklar:

Yatçazlar ve kalkçazlar, yaşam formlarında epey bi karıştığında böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyulur. Bir gün bir bilim insanı mikroskoba baktığında kendini görür. Bir bilim insanı mikroskapa baktığında bir gönül insanı görür. Bir kafadır, kaşınmaktadır. Bir mikroskop camı, lamdır lameldir neyi arşınlamaktadır. Kaşınır durur. Aşınır durur içeride bir şeyler. Objektif denilen merceklerin sadece ilk görüntüyü verdiğini bilen bilim insanı, kendisini gördüğünde tahmin edersiniz ki tanıyamamıştır. İnsana kendini gösteren uğraşı mıdır? Uğraşı içinde mi görür kendini, kendini görmek için mi uğraşır? Kendini görünce neyle uğraşır? Kendini görmezden gele gele neyle uğraşır? Kendini görmemek için mi uğraşır? Uğraşır. Uğraşır. Yatar. Kalkar. Yatar. Kalkar. Bir gün kalkar, kalkamadığı ile uğraşır. Toprağa serin serin uzanmıştır. Hooop. Ordadır.

Yaşam formları başka bir.

Ben, torba. Birçok şeyi taşımaya yarayan iki yüzümün bütünlediği boşluğum. Bir torba olmak nasıl bir şeydir diye sormayın. Bu önemli değil. Bir torba gibi olmak nasıl bir şeydir, bunu sorabilirsiniz. Yatıp, kalkıp düşünmeseniz de bir ‘’gibi’’ olabilirsiniz. Siz sizsiniz de ben mi kimimdesiniz? Elbette. Sorar insan kendine böyle. Sorarsa karşısındakine sorar. Sadece sormak için bile karşısına alır insan. Karşınızda durmuyorum oysa. Karşıma almıyorum sizi. İçime alıyorum. Ben torba. Beni yanlış anladınız. İki yüzüm arası sizindir. Size durgun bir deniz ayırdım. Yatıp kalkıp, içimde yüzdünüz. Yatıp kalkıp, içimde yüzdünüz. Küçücüktüm. Koyu mor mu desem siyah mı siz karar verin. Yağmurlu bir gündü. Bir elin avucundan saçıldım, savruldum. Bir çatlağın içine düştüm. Uyuyordum o esnada gözlerim kapalıydı. Islak toprağın koynunda daha da derinleştim. Bunaldım sıkıldım. Kendi içimde patladım. Parçalandım. İçimden daha güzel ayrıldığım bir gece vaktiydi. Bir çatlak da ben açtım toprağın yüzüne. Ayın on dördüydü. Kendimi serin aydınlık bir gecenin ortasında buldum. Yusyuvarlak koskocaman bir ışık topu. Uzun bir süre izledim onu. Toprağın üzerinde olduğumu, var olduğumu, onu görünce bütün bunların olduğunu, bir şeyin başlangıcı olduğunu çok zaman sonra anladım. Gün ağardı. Toprak ısındıkça beni de sıcacık yaptı. Huzurla doldu içim. İçimin huzuru dedim ona. Ben’in değil içimin huzuru. Pamuk olmak ne demek henüz bilmiyordum. Yağmurlar yağdı. Ay doldu azaldı. Zamanla hilal oldu. Gel zaman git zaman yine doldu azaldı ve hilal oldu. Böyle böyle oldurdu. Böyle oldu. Büyüdüm. Dallandım. Budaklandım Tomurcuklandım. Çok sıcaktı. Kendimi çatlattığım bir gün içimde genişleyen yumuşak beyazlığı fark ettim. Kendimi araladıkça daha da yumuşadım. Yine bir sabah vakti bir güzelin parmaklarıyla çekildim kuru gövdemden. Bir torbaya alındım. Torba doldu, bir arabaya, araba boşaldı, sonrası mı bir pamuk balyası oldum. Bir küçük balya. Şekilsiz bir bulut gibiydim. Bir fabrikanın kapısına yığıldım bir gün. Önce kalın kalın dolandım dev makinalarda. Sonra tüm güzelliğim yumuşaklığım iplik iplik çekildi. İnceldikçe inceldim. İnceldikçe inceldim. Dişlerden taraklardan geçtim. Koca kumaş topları oldum. Top top kamyonlarda yollar gittim. Başka bir fabrikada bir kesimhaneye getirdiler. Gövdem boyunca yayıldım. Kesildim. Biçildim. Dikildim. İki kolum bile oldu sonra. Bir gün üst üste öyle bir yığılmış haldeydik ki ben tam olarak henüz uyanabildiğimi söyleyemem, bir yanıma tokat gibi yüzümü yerleştirdiler. Aldım elime mikroskopu. Yüzümü epeyce gerdirdim. Baktım. Kalbim. Baktım. İçinde. Baktım. Kendim. Kalbim, bana kendimi gösteren mikroskop.

Yaşam formları: 1

Şu. Son. Üç Gün. Yatçaz. Kalkçaz. Yatçaz. Kalkçaz. Yatçaz. Kalktçaz. Hooooooooooooop, ordayım dedim ben de söyleyenle birlikte. Yazdım istifamı. Kesin ordayım dedim. Ben Almanlarla uğraşamam. Kalbim katılaşır. Yok dedim sonra, bunun Almanlarla da bir alakası yok. Programla bir alakası var. Programa baktım baktım, güzel göründü. Bunun programla da bir alakası yoktu. Hiç öyle de bir zorluğu yoktu. Zorluk tek bir adımdaydı. Doğru yönde atılması gereken bir tek adımdaydı. Aldım kâğıdı önüme. Yazdım.

Dünya Eğlence Merkezi Müdürlüğüne,

Saçmalamakta olduğum eğlence merkezinizden an itibarı ile ayrılıyorum. Arz da etmiyorum.

Şu Son. Üç. Gün.’dür size şu. son. üç. gün. diye bağıra bağıra şarkı söyledim.

Yatçaz. Kalkçaz.

Yatçaz. Kalkçaz.

Yatçaz. Kalktçaz

Hooop Evdeyim.

Attım imzamı, arkama bakmadan çıktım. Hoop. Evdeyim.

Yaşam formları başka bir.

Evdeyim.

İçi turuncu balıklarla dolu bir su cennetindeyim.

Diğer yüzüme dokunmuş bir Kış Bahçesi.

Boşluk denen maddesiz genişlik.

Şelalelerinden pırıl pırıl yıldızlar boşanır.

Kelebeğin kanadının yapısına döşenir.

Yaşam formları: 1

Evimdeydim. Bir işim de yoktu. Güzel bir gündü. Yağmur yağıyordu. Kalktım evime iki saat mesafedeki fuara gittim. Biraz kitap alınca, sırtımdaki çantaya da sığmayınca bir küçük torba da aldım. İçini doldurdum da doldurdum. Kitaplar, çiçekler, dergiler, defterler, yarım simit, naneli sakız, mentollü marlboro, mavi çakmak, bir küçük şişe su, yağmurlu havalarda istisnalı yanımda bulunan şemsiye, kinder süt dilimim. Kinder süt dilimim epey ezilmişti. Metrobüste boş koltuk bulmak nimettir böyle günlerde. Oturdum. Sırt çantamı ayaklarımın altına torbamı kucağıma aldım. Yamulmuş kinderimi yuttum, bir iki yudum da su yuttum. Çiçekleri uyuttum ve torbama sarılıp son durağa kadar aralıksız uyudum.

Yaşam formları başka bir.

Asılıyım. Yüzümde Hasan’ın ayak izleri, Yüzümde Aziz’in bilek izleri. Ben torba. İçimde güzellikler kuruttum. Güzellikten kuruyabilir çiçekler. Ben torba. Ayın on dördüne uyanmışım.

Yaşam formları: 1

Aralıksız uyudum dediğime aldanmayın. Yattım. Kalktım. Yattım. Kalktım. Hooop.

Nerdeyiz?

Yaşam formları başka bir.

Size söylüyorum, iki gözüm. İki yüzüm arası.