Kumarbazın Yükselişi

Ahmet Kırtekin

Bir bilim "insanı" mikroskopa baktığında kendisini görüyor.

kumarbazın yükselişi

ülkenin en genç profesörü istifa etmek için bir metin yazmak istemedi. lanet okumak için yazının iyi bir yol olmadığını düşünüyordu. çalışmaları en keskin ifadelerin ağıtlarda vücut bulduğunu göstermişti. diğer türler bir yana şiir bile bu kadar yoğun duyguları ve düşünceleri her zaman aktaramazdı. neredeyse hiç yere yakılmış bir ağıdın üzerinde uzun uzun çalışılmış eserleri geride bıraktığına şahit olmuştu. sözü uzatmak niyetinde de değildi. profesörlüğe, anlam bilimine, dile lanet okudu, yeni mesleğinin serserilik, kumarbazlık, kabadayılık olduğunu ilan ederek odadan ayrıldı. en yakın batakhanenin yolunu tuttu.

okullarda öğrendiği hiçbir şeyin sokaklarda karşılığı yoktu. gerçek hayatı laboratuvar ortamında incelemek insana soğuktan koruyan kelimeler kazandırmıyordu. iyi bir öğrenci olduğu için öğrenmeyi bildiğini düşünüyordu. tecrübenin tek çıkar yol olduğunu görünce onca metodoloji bilgisini de çöpe atması gerektiğini kavradı.

gömlek çıkara çıkara çırılçıplak kaldı. insanlık utancından payına düşen hisseyi aldıkça hayatında yepyeni bir tatmin duygusu ile tanıştı. derisi sertleşiyor, darbeler daha az zarar veriyordu. zamanla ufak tefek gelmeye başladı bazıları. hızlıca öğrenmedi. çünkü tecrübe yakıt olarak zamanı kullanır. en genç profesör olmak, en genç serseri olmak için işe yaramadı. aksine onu yavaşlattı çoğu zaman. ama sonunda oldu. namlı bir kumarbaz oldu.

babasının felakete sürüklendiği masaya oturabilmek içinse biraz daha yol kat etmesi gerekti. nihayet o da oldu. mesleğin inceliklerini öğrenmiş bir kumarbaz olarak oturdu masaya. masadan kalktığında elindeki her şeyi kaybetmiş ve büyük bir yanılgıya kapıldığını fark etmişti. kibri gözünü perdelemiş ve her şeyi bildiğini düşünmüştü. eski mesleğinden akılda kalması gereken belki de tek ilkeyi ihlal etmişti. bilginin sonu yoktu, sadece kişisel sınırlar vardı. merak ettiği kendi kişisel sınırının bir felaketin intikamını almaya yetip yetmeyeceğiydi.

kendi köşesine çekildi. ahbap çavuşlarıyla oyunun üzerinden geçti. ihtimalleri hesapladı. bütün hile yöntemlerini farklı metodlar deneyerek tek tek eledi. oyunda mutlaka bir hile olmalıydı. babasının felaketi, kendisinin mağlubiyeti başka şekilde açıklanamazdı. muhakkak gözden kaçan bir şey olmalıydı.

burada eski mesleğine geri döndü. kelimeleri, anlamları, mantığı ve ilgili daha birçok şeyi kullanmaya başladı. yeni mesleği anlamasına yetmiyordu. oyuncuları ve hamleleri tek tek gözden geçirdi. baştan sona, sondan başa. bir açık bulamayınca masayı yani oyunu hep veri kabul ettiğini fark etti. kuralları, akışı, ihtimalleri ve hileleri ile oyunu var kabul etmiş ve üzerine hiç düşünmemişti. işte bu noktada bildiklerinden emin olamayacağını anladı ve en başa döndü. büyük bir şüphe ile hepsini tek tek ele almaya başladı.

ne bütün, ne parçalar tek başına anlamlı bir sonuç vermediler. bu sefer her biri arasındaki ilişki ve ihtimalleri düşünmeye başladı. seçtiği ne olursa olsun onu güçlü bir mikroskopla en ufak parçalarına varana kadar inceliyordu. oyuncuların kıyafetleri, kokuları, aile geçmişleri, zevkleri, amaçları bile bu incelemeden kurtulamıyordu. oyuncakların temel bileşenleri, gösterge değerleri ile beraber inceleniyordu. işi o kadar ilerletti ki çalışma odası mikroskoplar ile doldu. zamanla hepsini aynı anda görmenin olanaklarını düşünmeye başladı. ses, söz, anlam, bağlam, gösterge, gösterilen, gösteren bunların hepsini aynı anda görebilmeliydi. daha güçlü daha büyük bir mikroskop gerekiyordu. bu nasıl mümkün olabilir diye istifa ettiği yere döndü. resmî olarak istifa etmediği ve işine devam etmediği için idari kovuşturma ile işinden atıldığını, kapıdan içeri alınmayınca öğrendi. birkaç batakhanede biraz zaman geçirdi. birkaç kişinin hayatını kararttı. kendine sermaye sağladı. sonra sermayesini başka bir batakhanede sefahat için tüketince masalara geri döndü. biraz kaybetti ama başkalarının felaketini yeniden kazandı. günler sonra eve döndüğünde üzerindeki elbiseler ve kokular gibi içindeki doku ve kokular da bambaşkaydı. kafası güzel veya çirkin, biraz alışkanlık biraz da nefretle oturdu odadaki en büyük mikroskobun başına. sanayideki bir ustanın yardımıyla diğerlerinin görüntülerini bu mikroskoba aktarmayı yarım yamalak başarmış ama anlamlı bir sonuca varamamıştı. yeniden bakmak ve sonunda en büyük mikroskopla diğer hepsini parçalamayı hayal ediyordu. soran olursa bütün suçu bu en büyüğe atacaktı. güzel mizansendi doğrusu. yarım kalmış intikamları gölgede bırakacak delice ve anlamsız bir hareket olsa da kafasında tasarlamıştı bunu. mikroskobun başına oturdu, gözlerini ovuşturdu, kendinden emin bir şekilde ayarlamaları yapıp bakmaya başladı. daha önce gördüklerine hiç benzemeyen bir görüntü ile karşılaştı. serkeş bir adam yüzlerce mikroskobun bağlandığı devasa bir mikroskobun üzerine eğilmiş bir şeyler görmeye çalışıyordu. korku ile doğruldu, gözlerini tavana çevirince kendine bakan iki koca gözle karşılaştı.