Ecranların Zaman Yolculuğu

Emine Ecran Şenel

Kelimeler: Palto, Kayıt, Tohum

ECRANLARIN ZAMAN YOLCULUĞU

01 Ecran / Sene 2020

Hüzünler mevsimi hazan iyiden iyiye kendini gösterdi. Ömürlerinin son demlerindeki yapraklar ölümü haykırmaya, göçmen kuşlar gurbet türküleri söylemeye, rüzgâr, yokluğu fısıldamaya başladı çoktan. Aslında hüzünle birlikte huzur da verir bu mevsim bana. Zira bazen hüzünlenmek, durulmak, ağlamak yeniler insanı. İçine döner insan, özüne…

Kırmızı, sarı, turuncu yapraklı ağaçlarla donatılmış bir parkta etrafı seyretmek… Tıpkı bir ressamın muhteşem bir tablosunu seyreder gibi. Hayır! Hayır! Bir ressamın tablosu değil, çok daha güzel. Hangi tablo sunduğu renklerle birlikte o manzaranın havasını, kokusunu, cıvıltısını da sunabilir ki? İşte rengârenk ağaçları seyrederken ılık bir rüzgâr okşuyor yüzümü, yerdeki küçük su birikintilerine düşen yapraklar denizin üzerinde dans eden gemileri andırıyor, karşıdaki oyun parkında oynayan çocukların cıvıltıları sonbahara ilkbahar havası katan kasımpatılar gibi ve karşı bankta oturan ihtiyar teyze… Yorgun ama derin bakışlarıyla o, ayrı bir tablo olmayı hak ediyordu…

Teyzenin üstündeki palto çok güzel duruyordu. Benim de kışlık bir paltoya ihtiyacım vardı ve teyzenin paltosu gerçekten çok hoşuma gitti. Otantik, farklı ve sade, tam aradığım gibi. Bu kadar duygusal düşüncelerden paltoya nasıl geçtim bilmiyorum. Hayret bir şeyim doğrusu. En fazla bu kadar romantik kalabiliyorum işte. Nereden aldı acaba? Sorsam söyler mi? Bana da yakışır hani, eminim çok güzel durur üstümde. Öyle güzel ki yıllarca aynı paltoyu giyebilirim, her yaşta giyilebilir. Hatta yaşlanınca da giyerim. Bu teyze gibi paltomla oturur, bir banka derin bakışlarımla etrafı seyrederim. Sahi, ben yaşlanınca nasıl birisi olurum acaba? İnşallah huysuz bir ihtiyar olmam. Torunlarına nasihatler eden, hikâyeler anlatan bilge bir nine olmak isterim. Ama çok da yaşlanmak istemiyorum. En fazla altmışlı yaşlarda terk-i diyar etsem iyi olur. Benden geriye ne kalır acaba? Kitaplarımın, defterlerimin, yazılarımın akıbeti ne olur?...

02 Ecran / Sene 2065

Ah şu sonbahar… Nasıl da güzel bir mevsim. Kırmızı, sarı, turuncu yapraklar dallarından düşmeyi beklerken, toprağın üstünü örterken ve küçük su birikintilerinde dans ederken dünyanın en güzel tablosunu oluşturuyorlar ve bu tablo ölümü ve ayrılığı hatırlattığı için hafif bir hüzün, bir burukluk hissettiriyor, hüzün beraberinde huzur, sakinlik, dinginlik, durgunluk getiriyor. Karşıdaki oyun parkında oynayan çocukların cıvıltıları bu tabloya biraz neşe serpiştirerek hüznün de neşenin de geçici olduğunu hatırlatıyor ve karşı bankta oturan teyze… Yorgun ama derin bakışlarıyla o, ayrı bir tablo olmayı hak ediyor.

Paltosu da güzelmiş teyzenin. Bu kadar duygusal düşüncelerden nasıl oldu da paltoya geçtim hayret doğrusu, kesinlikle mütemadiyen romantik kalamıyorum. En fazla iki paragraf sürüyor romantikliğim. Ama teyzenin paltosu tıpkı babaanneminkine benziyor, hatta aynısı, apaynısı. Nereden aldı acaba? Aynısından ben de bulabilir miyim? Babam babaannemin paltosunu giymeme izin vermiyor çünkü babaannem paltosunu çok severmiş ve kimseye giydirmezmiş, eğer bana verirlerse hatırasına ihanet olurmuş. Babaannemin boş evinde öylece duruyor. Ama bu teyzede olduğuna göre ben de aynısını bir yerlerde bulabilirim. Ben de babaannem gibi yıllarca giyerim. Çünkü çok güzel, bayılıyorum bu paltoya, rengine, kumaşına, duruşuna. Ama ben onun gibi yapmam, başkalarının giymesine izin veririm. Torunlarım da isterlerse istedikleri zaman giyebilsinler. Acaba ben yaşlanacak mıyım? Aslında çok uzun yaşamayı istemiyorum. Babaannem gibi altmışlı yaşlarda terk-i diyar etsem iyidir. Kitaplarımı defterlerimi torunlarıma miras bırakırım. Günlüklerimi okumalarına da izin veririm, babaannem gibi “Kimse okumasın,” diye vasiyette bulunmam.

01 Ecran

Parktan eve geldim. Teyze ve paltosu aklımdan çıkmıyordu. Yemekten sonra yazacaklarımı yazdım, erkenden uykum geldiği için yatıp uyudum. Sabah kahvaltıdan hemen sonra aynı parka geldim. Paltolu teyzeyi görmeyi ümit ediyordum çünkü bu sefer paltosunu nereden aldığını sorup mümkünse aynısından ben de alacaktım. Teyze aynı bankta aynı şekilde oturuyordu sanki hiç gitmemiş gibi, sanki oraya dikilmiş bir heykel gibi. Çekinerek yanına gittim.

-Merhaba teyzecim.

-Merhaba.

-Şeyy… Çok affedersiniz, rahatsız ediyorum ama üzerinizdeki palto çok hoşuma gitti. Benim de kışlık palto almam gerekiyor şehirdeki bütün mağazalara baktım, internette bakmadığım site kalmadı fakat böylesini görmedim. Sizin paltonuz tam istediğim gibi çok güzel, hem gayet sade, üstelik çok otan…

Ben ardarda cümleleri sıralarken teyze suratıma “Bana ne bütün bunlardan,” der gibi baktı ve lafı çok uzattığımı anlayıp hemen sadede geldim:

-Şeyyy… Aslında sadece nereden aldığınızı soracaktım.

-Almadım, dedi ve kafasını başka tarafa çevirdi.

Bir şey diyemedim. Sessizce oradan ayrılacaktım ki “Almadım, kendim diktim,” dedi ve devam etti “Bizim konfeksiyon var, orada diktim. Özel bir palto bu, hiçbir yerde bulamazsın. Ama aynısından sadece bir tane daha var bende ve onu kıymetini bilecek, hakkını verecek birisine vermek istiyorum,” dedi.

Sonra paltosunun iç cebinden bir defter çıkarıp “Adını, soyadını, telefon numaranı söyle kayıt defterine kaydedeceğim,” dedi. Söyledim ve o yazdıktan sonra sağ cebinden buruşuk bir kâğıt çıkardı. Kâğıdı açtı, içinde çiçek tohumuna benzeyen küçük bir tohum vardı. Tohumu kâğıdıyla birlikte bana uzattı “Bu defterde kayıtlı on kişi var, hanginizin tohumu filizlenirse o, paltoyu hak ediyor demektir,” dedi. “Peki paltonun fiyatı nedir?” diye sordum, öyle sert bir bakış attı ki sorar sormaz pişman oldum. “Özel olan şeylere paha biçilmez. Bu palto özel bir palto, özelliğini de sadece hak eden kişiye söyleyeceğim,” dedi. “Peki tohum filizlenirse size nasıl ulaşacağım?” diye sordum. “Sen ulaşmayacaksın, ben sana ulaşırım. Tohumu filizlenen kişinin kayıt defterindeki ismi yeşil renge dönüşecek. Hak etmeyenlerin ismi silinecek. Tohumu bu kağıdın içinden çıkarma,” dedi. “Tamam,” deyip teyzenin yanından ayrılmak için birkaç adım atmıştım ki “Ecran!” diye seslendi. Baktım eliyle gel işareti yaptı, yanına gittim “Bak,” diyerek defteri gösterdi. Kurşun kalemle yazdığı ismimin rengi yeşile dönmüştü. Hemen kâğıdı açıp baktım, gerçekten de tohum filizlenmeye başlamıştı. “Ne yani? Paltoyu hak eden ben miyim?” dedim. “Evet, gel benimle,” dedi.

Teyzenin koluna girip kalkmasına yardımcı oldum. Birlikte yürümeye başladık. Yürümemiz çok uzun sürmedi. Dar bir sokakta küçük bir konfeksiyona geldik. Etrafta birbirinden güzel kıyafetler vardı ve içerde bizden başka kimse yoktu. Teyze duvara gömülü kilitli bir dolabı açtı, paltosunun eşi oradaydı, nazlı nazlı süzülüyordu, çıkardı ve bana verdi. “Bu paltoyu giyip “Tohumlar çiçek açsın” dersen geleceğe yolculuk yapabilirsin. Kayıt defterini de al, yaptığın yolculukta yaşadığın her şeyi bu defter içine kaydedecek ve sorularını cevaplayacak. Ayrıca sana verdiğim tohumu hiçbir zaman paltonun cebinden çıkarma,” dedi. “Tamam,” deyip paltoyu giydim. Teyze hafif bir tebessümle baktı bana ve “Unutma bu özel bir palto. Sır tutmayı bilmeyenler bu özellikten yararlanamazlar. Sen sır tutmayı bildiğin için seçildin. Eğer başkalarına anlatırsan paltonun özelliği kaybolur,” dedi. “Peki,” deyip teyzenin elini öptüm ve oradan ayrıldım.

02 Ecran

Eve geldim. Bizimkiler bir yere gitmek için hazırlanıyordu. “Bu akşam halanlarla babaannenin evinde buluşacağız, haydi sen de hazırlan,” dedi annem. Buna çok sevindim. Hemen odama geçip üstümü değiştirdim. Babaannemin evine gitmeyi çok seviyorum. Onun kitaplarını okumak, eşyalarını karıştırmak çok hoşuma gidiyor. Bir fırsatını bulursam günlüğünü de okumak istiyorum. Zira artık merakımı bastıramıyorum. Neden bu kadar gizliyorlar ki? Onlar böyle yaptıkça benim merakım daha çok artıyor.

Annem babaannemden öğrendiği böreği yapmış, en sevdiğim börek. Babam da yoldan tatlı aldı “Annem severdi” diyerek. Ben de seviyorum demek ki babaanneme çekmişim. Babaannemin yıllardır hiç değişmeyen, aynı şekilde duran, şehrin dışındaki evine geldik. Enişteler sobayı yakmış, halamlar sofrayı hazırlamışlar. Aslında babaannemler zamanında doğal gaz varmış ama babaannemle dedem sırf nostalji olsun diye evlerine soba kurmuşlar. Sanki olacakları önceden sezmişler gibi. Zira artık ülkedeki doğal gaz kesilecekmiş evler ya sobalı ya da kaloriferli olacakmış üstelik apartmanlar yıkılıp yerine müstakil evler yapılacakmış. Buna da köysel dönüşüm diyorlar. Bir de babaannemler zamanında internet varmış çoğu işlerini onunla hâlledebiliyorlarmış herkesin telefonunda, bilgisayarında kullanılabiliyormuş ama ben beş yaşındayken tüm dünyadaki internet sistemi çökmüş ve artık internet sadece anne babalarımızın çocukluklarındaki hikâyelerde geçen bir şey.

İki küçük kuzenim oyun oynuyor diğer ikisi de muhabbet ediyordu. Ben hemen kitaplığın önüne geçtim ama aklım babaannemin yatak odasında duran günlüğündeydi. Babam yanıma gelip “Babaannenin eşyalarını karıştırmak yok!” dedi. Babama ters ters bakıp “Off. Tamaam,” dedim.

01 Ecran

Konfeksiyondan çıkıp yürümeye başladım. Vitrin camlarında kendime baktım. Palto çok güzel duruyor üstümde. Ama güzelliğinden çok özelliğini merak ediyordum. Zaman yolculuğu… Teyzeye hiç şüphe etmeden inandım. Neden olmasın ki? Bir camiye girdim, namaz vakti olmadığı için kimse yoktu. Zaman yolculuğuma buradan çıkabileceğimi düşündüm. Çok heyecanlıydım. Cebimden tohumu çıkarıp “Tohumlar çiçek açsın,” dedim. Birden tohumun içinden bir sürü tohum çıkıp etrafa saçıldı ve tohumlar filizlenip çiçek açtı. Açan çiçekler yıldız gibi parlıyordu. Sonra kendimi daha önce görmediğim bir odada buldum. Bir yatak odasıydı burası. Yatağın yanındaki şifonyerde çerçeveli bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta bir adamla bir kadın vardı ve evet, fotoğraftaki kadın bendim. Yaşlanmışım, çökmüşüm, üstümde yine bu palto vardı. Demek ki burası benim evim… İçerden sesler geliyor. Kimlerin sesi acaba? çıksam beni görürler mi diye düşünürken kayıt defterini hatırladım.

İlk sayfasını açtım “01 ECRAN. ZAMAN YOLCULUĞU 2020” yazıyordu. Bu yazının altına sorularımı yazdım “Hangi yıldayız? İçerdekiler kim? Beni görebilirler mi?” Sayfada “SORULAR KAYDEDİLİYOR…” yazdıktan sonra cevaplar çıktı “2065 YILINDASIN. İÇERDEKİLER ÇOCUKLARIN VE TORUNLARIN. SENİ GÖREMEZLER.”

Artık rahat hareket edebilirdim. Çıkmak için odanın kapısına yaklaşmıştım ki ayağım takıldı ve odanın kapısının içinden geçip pat diye hole düştüm. Demek zaman yolculuğunda Kespır gibi kapılardan, duvarlardan geçebiliyordum. Seslerin geldiği odaya gittim. Gayet sade dizayn edilmiş bir salondu burası. Aferin bana fazla eşya yok; yemek masası, koltuk takımı ve tabii ki kocaman bir kitaplık. İçerde üç kadın, üç adam ve beş çocuk var. Yemek için masaya geçtiler, çocuklardan bir tanesi geçmedi umarsızca kitap okuyor. Kayıt defterine “Hangileri benim çocuklarım?” yazdım. “SORULAR KAYDEDİLİYOR…” yazdıktan sonra “MASANIN BAŞINDAKİ KADIN BÜYÜK KIZIN, ONUN SAĞINDAKİ KÜÇÜK KIZIN, MASANIN DİĞER BAŞINDAKİ OĞLUN” yazdı.

Biraz sonra oğlum kitap okuyan çocuğa seslendi “Ecran, haydi kızım yemeğe gel.” Ne? Ne diyor bu? Kızına benim adımı mı koymuş? Bu ne klişe, bu ne saçma bir hareket? Büyük kızım “Ecran’ın ismini koyduğunda annem ne kadar kızmıştı hatırlıyor musunuz?” dedi. “Hatırlamaz mıyım? Eşek sıpası koyacak başka isim mi bulamadın? Milyonlarca isim dururken babaanne ismi koymak nedir? deyip terliğiyle de iki tane indirmişti” dedi oğlum gülerek ve devam etti “Babamla bir olup annemi kızdırmaya bayılırdık.” Haytaya bak sen, neler de söylüyor. Demek beni kızdırmayı seviyorlarmış.

02 Ecran

Yemekten her zamanki gibi erken kalktım. Bizimkiler muhabbeti koyulaştırınca farkettirmeden babaannemin odasına seğirttim. Günlüğün yerini daha önce keşfetmiştim. Şifonyerin çekmecesinden çıkardım. Heyecanla sayfaları karıştırmaya başladım. 2019-2020 tarihlerinde yazılmış. Bir yerde “Paltonun sırrını saklamakta zorlanıyorum,” yazmış. Ne sırrından bahsediyor acaba? Biraz daha gerilere gittim. Okuduklarım karşısında şok oldum. Meğer paltonun sırrı zaman yolculuğuymuş, yani babaannem paltosuyla zaman yolculuğu yapabiliyormuş. Üstelik parkta gördüğü bir teyzeden almış paltosunu. Bu, bana parkta gördüğüm, babaannemin paltosunun aynısından giymiş olan teyzeyi hatırlattı. O teyze bu teyze mi? Ama bu nasıl olabilir?

Odanın kapısından kafamı çıkarıp baktım, gelen giden yoktu. Birbirine karışan kahkaha seslerine bakılırsa benim yokluğumun da farkında değillerdi. Kapıyı yavaşça örtüp gardıroptan paltoyu çıkardım ve giydim. Cebine baktım, babaannemin günlüğünde bahsettiği tohum da duruyordu. Çok heyecanlıydım. Derin bir nefes alıp “Tohumlar çiçek açsın” dedim. Eveet! İşte tam da günlükte okuduğum gibi tohumun içinden bir sürü tohum etrafa saçıldılar ve içlerinden rengârenk çiçekler çıkıp yıldız gibi parladılar. Sonra söndüler ve kayboldular. Ama ben hâlâ aynı yerdeydim, babaannemin odasında. Kapıyı açıp baktım, her şey aynıydı. İçerden bizimkilerin sesleri geliyordu. Tekrar denedim, yine tohumların içinden çiçekler çıkıp parladılar ve söndüler hâlâ aynı yerdeydim. Olmuyordu. Bir şeyleri eksik mi yapıyorum diye tekrar günlüğe baktım. Hayır, her şeyi tam yapıyordum. Tekrar tekrar denedim. Olmadı, olmadı…

01 Ecran

Evlatlarım muhabbeti koyulaştırdılar. Aralarındaki muhabbet hoşuma gitti. Maşallah güzel yetiştireceğim demek ki. “Annem internette vakit geçirmemize ne kadar kızardı değil mi?” dedi küçük kızım. Büyük kızım da onu tasdik ederek “Evet. Babama şikâyet ederdik sadece bir saat izin veriyor diye, babam da hanım niye bir saat izin veriyorsun yarım saat yeterli derdi bizi kızdırmak için” dedi. Aferin, çok iyi yapıyormuşum. “O zaman internetsiz yaşam düşünemezdik. Kim derdi ki internet dünyadan silinecek diye” dedi oğlum. Nee? İnternet dünyadan silinmiş mi? Büyük kızım “Ama annemle babamın köysel dönüşümü görmelerini çok isterdim” dedi. Köysel dönüşüm mü? Benden sonra neler olmuş dünyada? Pardon yine unuttum, neler olacak?...

Adaşım olan torunum yemekten beri ortalarda görünmüyor. Nerede acaba? Nihayet gelinim yokluğunu fark etti ve “Ecran nerede?” diye sordu. Çocuklarım telaşla birbirlerine bakıp “Eyvah! Günlük! Palto!” diyerek koştular. Ben de peşlerinden gittim. Ecran üstünde benim paltomla yüzüstü yatağa yatmış ağlıyordu. Babası yanına gidip “Kızım. Bana bak. Neyin var? Ne oldu?” dedi. Ecran kafasını kaldırıp ağlayarak “Olmuyor. Olmuyor. Zaman yolculuğu yapamıyorum…” dedi. Babası “Kızım, tamam sus. Okuduklarını söylememelisin,” deyince sinirlendi ve daha çok ağlayarak “Hepiniz biliyorsunuz değil mi? O yüzden yıllarca sakladınız bu günlüğü. Hepiniz yaptınız zaman yolculuğu. Söyleyin! Hadi itiraf edin!” diye bağırdı. Annesi “Kızım neden bahsediyorsun sen? Rüya mı gördün?” dedi. Halaları telaşla Ecran’ı susturmaya çalıştılar ama hiç susacağa benzemiyordu. “Anne, babaannemin günlüğünü okudum. Bu palto sırlı palto. Bununla zaman yolculuğu yapılabiliyormuş ama ben yapamıyorum. Olmadı. Neden olmadı?” dedi. O, bu sırrı açıkladıktan kısa bir süre sonra minik Ecran’ın üstündeki palto hızlı bir şekilde epriyerek parçalandı. Kızlarım ve oğlum ağladılar. “Ah Ecran. Ne yaptın kuzum?” diyerek ağladılar. Ben hiç üzülmedim. Ben dünyadan göçtükten sonra paltom yaşasa ne yaşamasa ne…

Ama Ecran’ın dediği gibi çocuklarım paltonun sırrını biliyorlar mıydı? Onlar da zaman yolculuğu yapmışlar mıydı? Bunu kayıt defterine sordum. Yine “SORU KAYDEDİLİYOR…” yazdıktan sonra “DİĞER SAYFALARA BAK,” yazdı. İkinci sayfaya baktım “01 ECRAN’IN EŞİ. ZAMAN YOLCULUĞU 2023” üçüncü sayfaya baktım “01 ECRAN’IN BÜYÜK KIZI. ZAMAN YOLCULUĞU 2033” dördüncü sayfada “01 ECRAN’IN KÜÇÜK KIZI. ZAMAN YOLCULUĞU 2033” beşinci sayfada “01 ECRAN’IN OĞLU. ZAMAN YOLCULUĞU 2033” yazıyordu. Demek zamanla hepsi de benim günlüğümü okuyacaklar ve zaman yolculuğu yapacaklar bu defter de hepsini kaydedecek. Ama kimse birbirine anlatmadığı için palto bugüne kadar gelebilecek. Peki minik Ecran neden yapamadı? Bunu da kayıt defterine sordum “ÇÜNKÜ PALTO İLE EN AZ 40 YIL SONRASINA YOLCULUK YAPILABİLİR, BUNDAN DAHA AZI GELECEK OLARAK KABUL EDİLEMEZ. ARTIK GELECEK ZAMAN YOK” yazdı.

Uyandığımda camideydim. Zaman yolculuğuna çıktığım camide. Üstümde palto vardı, paltonun sağ cebinde tohum, iç cebinde de kayıt defteri duruyordu. Defterin ilk sayfasına baktım “01 ECRAN. ZAMAN YOLCULUĞU 2020” yazıyordu. Diğer sayfalar boştu…

Emine Ecran Çeliksu