Günün ilk ışıklarıyla uyanmadım, her zamanki gibi. Uyandığımda gün batmak üzereydi. Kalktım etrafa baktım ve geri yattım. Uyumuyor sadece tavanı izliyordum. Midemde ağrıma, yanma tarzı bir his vardı. Muhtemelen kaç gündür yemek yemediğim için olan bir yanmaydı. Sonra her gün olmayan bir şey oldu. Kapı çaldı. Açmak istemedim, çalar çalar gider diye geçti aklımdan. Gitmedi. Ben de kalkmadım yataktan. Bir süre sonra kapı sesi durdu. Oh dedim bitti. Artık daha rahat uyuyabilirim. Midemin yanması uyutmuyordu. Kalkmak hiç içimden gelmiyordu. Hissiz bir şekilde hiçbir şey düşünmeden tavanı izliyordum. Artık kalksam mı diye düşündüm bir sırada kapıdan değişik sesler gelmeye başladı. Belki de hırsızdı ama bu bile heyecanlandırmadı beni. Kapının açıldığına ve içeri birilerinin girdiğine dair sesler duydum. Sonra ışıklar yandı. Ablamın canavar görmüşçesine yüzüme korkuyla bakışı da final sahnesiydi. Ne oldu bilmiyorum, heyecandan ya da açlıktan bayılmışım. Hastanede açtım gözümü. Ablam başımda ağlıyordu. Bir taraftan da benimle konuşuyordu.
Çok ihmal ettim seni.
Benim suçum.
Bir deri bir kemik kalmışsın. Oysa eskiden...
Sahi eskiden çok kiloluydum ben. Hantallığım beni kilo almaya itmişti. Sonra bu hantallık yemek için alışveriş yapmak, yemek yemeye bile üşenmek noktasına gelince zayıflamaya başladım. Şimdi de çok zayıftım. Temizlik yapmaya üşendiğim için çok da pasaklıydım. Bu şekilde dışarı çıksam muhtemelen evsiz bir gariban sanarlardı beni. İlk heyecanım geçmişti. Artık ablamın yüzüne de aynı hissizlikle bakıyordum. Doktor gelene kadar dediği hiçbir şeye cevap vermedim. Doktor da ablama hastalığım daha çok psikolojik olduğu yönünde bir şeyler söyledi. Bilge bir adam varmış. Psikolog değilmiş ama benim ilacım ondaymış. Ama psikoloğa da gidebilirmişim. İştah açıcı verecekmiş zaten. Beslenmeme dikkat edersem de sorun olmazmış. Ama o bilge adama mutlaka gitmeliymişim. Bir atölyesi varmış. Benim gibi insanlara çok iyi geliyormuş. Benim gibi? Tembel mi demek istedi hantal mı, pasaklı mı? Hiç gitmek istemiyordum ama ablamın ifadesinden gitmek zorunda olacağımı hissediyordum. Neydi atölyenin adı?
Eller havada atölyesi.
Ertesi gün gittim. Bilge adam dedikleri gayet sıradan bir adamdı bana göre. Zaten bilgelik de tipten anlaşılacak bir şey değildi. Bakalım dedim içimden, bakalım ne yapacak? Yıllardır çözemediğim, çözmeyi geçtim bulamadığım sorunlarımı mı bulacak yoksa ruhsuz kalbime duygu mu katacak?
"Aramıza yeni katılan bir arkadaş var. Merhaba diyelim."
Herkesle merhabalaştık. Kuralları anlattılar. En önemli kural ellerin havada olmasıymış. Ne yaparsak yapalım 2 saat boyunca ellerimiz havada duracakmış. Mantığını sorguladım biraz. Her hafta ellerimizi kullanmadan çeşitli etkinlikler yapacakmışız. Bu etkinliklerden sonra günlük hayatımızda daha hızlı, daha atik hareket ediyormuşuz. Çok saçma. Birkaç hafta devam ettim. Hiçbir gelişme olmadı. Hatta bir gün boyunca ellerim hep havada dolaştım. Yine bir değişme olmadı, sadece daha çok yoruldum ve daha hareketsiz kaldım. 7.haftanın sonunda hala bir farklılık olmadı. Atölyede çıkınca hala ellerim havadaydı. İçimden geçen tek bir soru vardı. Şimdi ne olacak?
İrem İlayda Doğan