Uzun Bıçaklar Gecesi

Havva Gök

(Kelimeler: Pasaklı, hantal, bilge.)

Ek Zorluk : Kullanıldı

Uzun Bıçaklar Gecesi

Ay tüm ihtişamıyla görsel bir şölen sunuyordu Alihan'a.

Bu şehre ayak bastığından beri ilk defa bu kadar göz kamaştırıcı bir ışık yayıyordu Ay. Halbuki o artık bu şehrin, kendisi gibi karamsarlık kisvesine büründüğünü düşünüyordu. Zira kapkaranlık bir şehirdi burası. Ve hareketli… Onun gibi hantal birine göre uygun bir şehir değildi.

Kazadan önce o da özgürce yürür koşardı.

Ama bir anlık dikkatsizlik onu tekerlekli sandalyeye esir etti. Buraya yerleşmeden önce başarılı bir polisti. Yine bir akşam devriyesindeyken hız sınırlarını gereksiz yere zorlamış ve önüne çıkan tıra toslamıştı. Ve sonuç bu işe yaramaz hantal bacaklar…

Haftada birkaç kere annesi gelir, ortalığı toplar,

evin tüm ihtiyaçlarını giderir ve evine dön adlı nutkunu çeker ve sahneyi terk eder. Alihan ilk başlarda denemişti ailesiyle kalmayı fakat acizliğini iyice ona hissettiren bakışlar onu rahatsız ediyordu. Annesi babası belki ona acımak yerine şefkatle yaklaşıyordu, ama kardeşlerinin kahraman zannettiği abilerini böyle görmeleri onu kahrediyordu. Şimdi kalabalık ailesinden uzakta ,tek başına kendiyle muhasebe ediyordu.

Yaşadığı şehrin ismi Zifir idi. Adı gibi bir şehirdi. Karanlık, kasvetli… Güneş bu şehre geçerken bile uğramazdı. Bir de anlam veremediği gizemleri vardı şehrin. Saat gece tam üç oldu mu şehir iyice karanlığa bürünür, at sesleri tüm sokağı inletir önce. Daha sonra anlamadığı bir dilde yüksek sesli adamların sesi ve ardından sayısını bilmediği, ama yüzü aşkın, kılıçların bir anda kınından çekilişinin keskin sedası her yerde yankılanır. Bu kaos ve dehşetli olaylar sabah saatlerine kadar devam eder hep. Ama ne kimse polise haber verir ne de başını perdenin arkasından dahi uzatıp bakardı. Fakat Alihan bu konuda bir şeyler yapmayı kafasına koymuştu.Bu bilinmezi sonucu ne olursa olsun aydınlatmayı kafasına koymuştu.

Saat iki civarıydı. Bu olaylarla ilgili detaylı bir araştırma yapması lazımdı ilk olarak. Komşularla konuşmalıydı önce. Ama komşularına selam verince selamına karşılık bile vermiyorlardı.Evden çıkıp en azından komşularıyla olmasa da esnafla bu konu hakkında konuşmalıydı.

Kendisine uygun tasarlanmış askılıktan kabanını giydi ve derin bir nefes aldı. Uzun bir aradan sonra heyecan duygusunu yeniden tadıyordu. Bu meyus halinden sıyrılıp, yeni bir şeylerle uğraşmak yaralı ruhuna belki iyi gelirdi. Yarası kabuk bağlamasa da belki yama tutardı. Usulca kapıya doğru sürdü sandalyesini. Kapıyı açıp soğuk havanın kollarına bıraktı kendini. Tekerlekli sandalyeyle yaşamaya alışmıştı ama hala bir yere sandalyesiyle giderken tedirgin oluyordu. Neyseki şehir merkezi çok uzakta değildi. Bu şehrin sevdiği özelliklerinden biri de buydu:her sokağın şehir merkezine çıkıyor olması.

Birkaç dakikalık mesafeden sonra dükkanların olduğu sokağa girdi. Birkaç kere annesiyle evin ihtiyaçlarını karşılamak için gelmişti. Ama hiç dikkatli bakmamıştı. Dükkanlar anlam veremediği bir şekilde birbirinin aynısıydı. Koyu gri dış cepheli, asimetrik hizalanmış üç ya da dört katlı binalar sokak boyunca sıralanmıştı. Dikkatli incelemelerinin ardından meyve ve sebze bulunan dükkana doğru sürdü sandalyesini. İçerideki simsiyah giyinmiş ,yüzünü peçeyle kapamış satıcının kendisine bakması için hafifçe öksürdü.

-Merhaba.

-Buyrun, ne istiyorsunuz? Alıcı değilseniz dükkanı terk edin!

Alihan bu kadar kaba bir cevabı beklemiyordu. Yüzü şaşkınlığını yansıtır bir ifadeye büründü. Bir cevap vermeye çekinse de, bir karar vermişti. Bu sır perdesini andınlatmalıydı. Kazadan sonra ilk defa bir işe yaramalıydı. Bu yüzden derdini anlatmaya başladı.

-Bakın, lafımı kesmeden dinleyin beni lütfen. Ben bu şehre yaklaşık üç ay önce taşındım. Ve bir şeyler dikkatimi çekti. Ben emekli bir polisim. Hepiniz gece üçte olanların farkındasınız. Ama kimse buna ne dur diyor ne de bir eyleme geçiyor. Bana yardımcı olursanız bu sır perdesini beraber aralayalım.

Satıcı,dikkatle dinlemişti Alihan'ı. Önce peçenin ardından görünen ,siyah kurşuni gözlerini kıstı.

Cevap verip vermemek arasında kararsız kalmıştı. Aslında normalde olsa yaka paça bu genci dükkandan çıkarmayı çok iyi bilirdi. Fakat o da sıkılmıştı her gece olanlardan. Boğazını temizleyip konuşmaya başladı.

-Bunu ben açıklayamam. Sonra başıma musallat olurlar. Bu yüzden sokağın sonunda 66 numaralı evde Oturan Yozgatlı Bilge Babaya gidin. Evin içine girmeyin ama.Çünkü kendisi pasaklı diye bilinen torunuyla yaşamakta. Bu pasaklı, gerçekten aklınızın almayacağı şekilde bir pasaklı.Yıllardır evlerinden bir çöpün çıktığını bile görmedi kimse.Yıllar önce benim hanım iyilik olsun diye bir kap çorbayla evlerine gitmişti. İçeri girememiş kokudan. Kapıyı Yozgatlı Bilge Baba'nın pasaklı torunu açmış. Kapı ilk başta önündeki çöplerden açılmamış. Neyse bu pasaklı kapıyı açmış.Yüzü ,gözü gözükmezmiş kirden. Bizim hanım da kabı bırakıp apar topar eve geçmiş. Ama Yozgatlı Bilge Baba olayların iç yüzünü bilen tek kişi. Dikkatli git.

Alihan konuşma boyunca dikkatli bir şekilde dinlemişti satıcıyı. Teşekkür ederek oradan düşünceli bir şekilde ayrıldı. Yozgatlı Bilge Baba ve torunu Pasaklı kafasını karıştırmıştı. Nedense Bilge Baba'dan ziyade pasaklı daha çok dikkatini çekti. Adamın ona farklı bir mesaj vermeye çalıştığı aşikardı. Çünkü dükkanda gizlenen birileri vardı. Normal dikkatsiz biri asla fark edemezdi. Ama o yıllarca polislik yapmanın avantajı olarak, çok dikkatliydi. Adam içerdekilerden korktuğu için bir şeyleri üstü örtülü söylemişti.Vakit kaybetmeden 66 numaralı eve doğru gitmeye başladı. Eve yaklaştıkça garip bir kokunun geldiğini fark etti. Galiba bu Pasaklı gerçekten titiz olmayan biriydi. Onun gibi düzen hastası olan biri için zorlu bir ziyaret olacağa benziyor. Ah , şu hantal bacaklarım beni ne hallere düşürdünüz,diye hayıflandı Alihan.Polislikten sonra sakin bir hayatı olacağını düşünürdü ama kaza öncesinde normal yollarla emekli olacağı zamanlarda. Şimdi bilinmez bir esrarı aydınlatmaya çalışıyordu hantal ayaklarına rağmen.

Uzun,yavaş yolculuğun sonunda aradığı eve ulaştı. Şimdi asıl sorun evin kapısına nasıl ulaşacağıydı. Taşlı bahçe onu hayli zorlayacağa benziyordu. Zar zor sonunda kapıya ulaştı.Kapıyı daha açmadan yüzü isli,kıyafetleri özensiz kirli bir çocuk kapıyı açtı. Bu pasaklı diye düşündü. Uzun saçlarından zar zor gözüken gözlerine baktı çocuğun. Çocuk dediyse de en az 17 yaşında vardır diye düşündü. Pasaklı kendisine konuş artık der gibi bakınca konuşmaya başladı.

-Sen pasaklı olmalısın. Aslında deden Yozgatlı Bilge Babaya gelmiştim. Ama senin bana daha çok yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Konuya açık açık ,lafı dolandırmadan giricem. Ben her gece üçte meydana gelen olaylar için geldim.Emekli bir polisim. Ve esrarengiz olayların sırrını çözemeden duramam.Bana yardımcı ol lütfen.

Pasaklı bir müddet karşısındaki adamın yüz ifadesini inceledi. Bilge Babadan daha bilgiydi bu gece olan olaylaylarla ilgili. Çünkü Yozgatli Bilge Baba artık yaşlılıktan pek bir unutkan olmuştu. Adamın güvenilir biri olduğuna kanaat getirince anlatmaya başladı pasaklı.

-Aslında öyle çok da esrarengiz değil olaylar. Bundan uzun yıllar önce bir olay meydana gelmiş bu şehirde. Alman ırkçılar atlı süvarileriyle saat gece üç sularında toplu bir katliam yapmışlar. Bu katliamda şehrin yarısından fazlasını öldürmüşler.Rivayet odur ki gece üç oldu mu bu olaya tanık olanların çocukları, torunları intikam amacıyla şehre iner,kılıçlarını kınından çıkarır ve birbirleriyle kısa süre çarpışırlar. Yani olay bundan ibaret.

Alihan merakla sordu:

-Peki neden kimse ses çıkarmıyor bunlara.Her gece çok rahatsız edici değil mi bu?

Pasaklı yüzünde manidar bir gülüşle şöyle cevap verdi:

-Herkes korkar onlardan. Alman ırkçılardan bile daha insafsızlardır. Polis falan da bunlarla çok uğraşmaz, çünkü yeri gelince polise yardımları dokunur. Yani diyeceğim şu, bir an önce git buradan. Alışkın olmadığın belli beyefendi böyle olaylara.

Alihan teşekkür edip,evine doğru yol aldı. İçeri girer girmez kapısını kapadı hızlıca. O Sakin bir yaşam isterken kaosun ortasında bulmuştu kendini. En iyisi ailesin yanına geri dönmekti. Annesini arayıp, eve döneceğinin haberini verdi. Buradaki yolculuğu da bu kadarmış. Bu şehirden de ruhunu kaplayan karamsarlıktan kurtulmak en mantıklısıydı. Elveda Zifir, elveda Pasaklı, elveda henüz tanışamadağı ,ama yine de sebepsiz sevdiği,Yozgatlı Bilge Baba...