Kadın Gecenin Yanındaydı

Büşra Baysal

"Kayıp günleri gittikçe çoğalıyordu. Eylemsizlik halkaları eyleme geçmesin diye ona engelleyici bir kuvvet uyguluyordu. Onda ise o kuvveti yıkıp geçecek azim yoktu. O tüm gücünü kendiyle kavga ederek tüketiyordu. Bu kavgaların sonucunda yenen taraf da kendisiydi yenilen taraf da. Zor olan da buydu zaten. İnsan kendi kendinin düşmanı olunca yendiğine sevinemiyordu bile. Çünkü yenen taraf çoğunlukla kötücül olan taraftı."

Serkan, bu paragrafa kitap okurken denk geldi. Bundan sonra okuduğu kısımların hiçbirini anlayamadı. Tekrar paragrafın olduğu sayfayı açtı ve paragrafı tane tane okudu. Art arda gelen kelimelerin oluşturduğu anlam canını acıttı. Kelimelerdeki acıyı hissedince kan var bütün kelimelerin altında diye mırıldandı. Sonra öfkeyle karışık bir heyecanla bağırarak "Kan var bütün kelimelerin altında! Hepsi sahibinin hüznünden sızan kanı saklıyor. Ve hepsi kanla besleniyor." dedi. Sanki söylediklerini zihnine kazımak için sürekli aynı cümleleri tekrarlıyordu. Ve bunları söylerken odasında bir ileri bir geri gidip geliyordu. O kadar heyecanlanmıştı ki avuç içlerini yumrukluyordu. Bir süre bu hezeyan sürdü. Sonra yaptıklarının farkına vardı. Sakinleşmek için balkona çıktı. Havayı derin derin içine çekti. Nefes alış verişi düzene girince sandalyeye oturdu. Ağaçların salına salına dans edişini izlemeye koyuldu. Severdi bu şehri. İçindeki tüm kötülere, acılara, eşitsizliğe, hastalıklara, cinayetlere, intiharlara, merhametsizliğe, kalabalıklara ve daha birçok olumsuzluklara rağmen. Çünkü bunlar sadece bu şehre has şeyler değildi. Ve bu şehirde mest olunacak bir sürü şey vardı. Burada, akşamlar bir roman gibi biterdi. Her sokağında, her köşesinde farklı bir hayat farklı bir duygu yaşanırdı. Sırtlarında koca bir yükle çöplerden kâğıt toplayanlar, birkaç şişe ucuz içki içerek sarhoş olup etrafa sataşanlar, ruhundaki gizi aşikâr etmemek için karanlığın örtüsüne bürünüp sahildeki izbe bir köşede denizi izleyenler, gece kulüplerinde kendinden geçercesine dans edenler. Kalacak yerleri, yiyecek lokmaları olmayan üstü başı kirli ve kalpleri her zaman mahzun her yaştan, cinsten insanlar, boğaza nazır yalılarında kahve içenler, yan yana gördükleri her kadın ve erkeğe gül satmaya çalışanlar, ellerinde türlü yiyeceklerle sokak hayvanlarını besleyenler, belinde silahla insanların canına kıyanlar, bir hayatın sönmesine engel olanlar… Ve daha niceleri. Bu şehirde akşamlar da günler de bir roman gibi kâh mutlu kâh acı biterdi. Bir roman okur gibi izleyebilirdiniz bu yaşamları. Yer yer hüzünlenir, öfkelenir, endişelenir, isyan ederdiniz. Yer yer de tebessüm eder, meraklanır, sevinir, şükreder, her şeye sevgiyle bakardınız. Anlayacağınız tüm duygularınız hercümerç olurdu tarihin kalıntılarının zenginleştirdiği bu şehri izlerken. İşte Serkan balkonda ağaçların salına salına dans edişini izlerken bunları düşünüyordu. En azından bu düşünceler onu biraz da olsa dinginleştirdi. Ama Serkan'ın bu düşünce hâlini bahçedeki hışırdayan çalılar ve ayak sesleri böldü. Karanlıktan dolayı belli belirsiz gölgeler haricinde bir şey gözükmüyordu. Biraz sonra bahçeye vuran sokak lambasının aydınlattığı yerde bir kedi belirdi. Arkasından da bir kadın geldi. Kadın sesinde tatlı bir sitemle:

"Sana kaç kere ortadan kaybolmamanı söyledim Rüzgâr!" dedi kediye.

Kedi özür diler bir edayla miyavladı. Kadının bacağına sürtündü. Kadın kedinin başını okşadı. "Seni tatlı yaramaz, hemen de kendini affettirmeyi başarıyorsun." dedi yüzünde koca bir tebessümle. Serkan’ın da yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Kedi kadının yanındaydı. Kadın gecenin yanındaydı. Geceye yoldaş olmuştu sanki kadın. Gece kadar büyüleyici, gece kadar serin, gece kadar esrarengizdi. Kadın kafasını yukarıya kaldırınca Serkan’la göz göze geldiler. Serkan, sanki düşüncelerinin mahremiyeti delinecekmiş gibi gözlerini kadından kaçırdı. Kadın da suç işlemiş gibi utanarak kediyi de alıp gitti.

***********

Serkan bir üniversitede memurdu. Çok sosyal biri olduğu söylenemezdi. Bir iki yakın arkadaşı dışında pek çevresi yoktu. Bazı zamanlar işten gelirken sahil kenarındaki küçük bir kafeye giderdi. Orada sessiz bir yere geçer kitabını okur, çayını içerdi. Sonra okuduğu bir cümle onu alıp bambaşka düşüncelere götürürdü. Çünkü kendi ruhunu görürdü o cümlelerde. Bir gün yine işten çıktı ve sahil kenarındaki kafeye gitti. Kitabını açtı ve okumaya daldı. Bir süre sonra birinin ona baktığı izlenime kapıldı. Kitabı bıraktı, karşı masasında bir kadın vardı. Kaçamak bakışlarla onu izliyordu. Bu o kadındı, gecenin yanındaki kadın. Serkan şaşırdı, kadını dikkatle inceleyince yüzü ona çok tanıdık geldi. Onun bahçede gördüğü kadın olduğunu biliyordu ama onu daha önceden tanıyordu sanki. O bunları düşünürken kadın gitmişti. Serkan da kafası karışık bir hâlde evin yolunu tuttu. Evde kadını nereden tanıdığını düşündü. Sonra kafasına tak etti. Bu kadın kendi yazdığı öyküdeki kadın karakterdi. Kadının yüzü, saçları, gülüşü hatta kıyafetleri bile öyküsündeki kadınla tıpatıp aynıydı. Ama o kadın nasıl olurdu da karşısına çıkardı. Böyle bir şey mümkün değildi. Kuruntu yapıyorum dedi kendi kendine. Evet, her zaman yaptığım gibi kuruntu yapıyorum. Serkan'ın boy boy kuruntu kavanozları vardı. Tüm kuruntularını bu kavanozlara istiflemişti. Turşu kurar gibi kuruntu kavanozları kurardı. Onlara bolca tuz eklerdi bozulmasınlar diye. Lazım olduğunda çıkarır kullanırdı onları. Şimdi de lazım olmuştu anlaşılan. Yoksa kadının öyküden çıkıp bahçesine gelmesi, karşısında oturması kuruntudan başka ne olabilirdi. Serkan günlerce kadını düşündü. Öyle ki bahçede her ses duyduğunda o geldi zannetti. Kafeye gittiğinde o gelecek diye etrafa bakmaktan kitap okuyamaz hale geldi. Bir gün evde yine bir hiddet hali sardı Serkan'ı. Balkona çıktı etrafa bakındı. Kadın bahçedeydi. Elleriyle toprağı okşuyordu. O okşadıkça toprak evvelden bugüne kadar gelen tüm üzüntülerinden ayıklanıyordu. Kadının toprağı üzüntüden ayıklayışı Serkan'ı sarhoş etti. Asırlardır ölülere, dirilere, artıklara, kalıntılara, hayvanlara, insanlara, ekinlere ev sahipliği yapan toprak üzüntülerinden ayıklanıyordu. Hem de öykü karakteri olan bir kadın tarafından. Kadını görmesi Serkan'a bu sefer kuruntu gibi gelmedi. Serkan kadının yanına, bahçeye indi. Kadının elini tuttu, Serkan da tüm üzüntülerinden ayıklandı. Serkan kadının yanındaydı. Kadın gecenin yanındaydı. Kadın Serkan'ı bırakıp geceye gitti. Serkan yapayalnız kaldı. Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi.

Serkan günlerce yine kadını düşündü, kendi yarattığı bir kadına sevdalanmıştı. Başlarda bu ona imkânsız gelse de artık imkânsız kelimesini tamamıyla hayatından çıkarmıştı.

“Etrafta hep onu aradı. Bir gün artık dayanamayınca balkona çıkıp ortalığa düşmüşüm seni arıyorum, gel!” diye bağırdı. Serkan’ın çağrısı üzerine kadın birden bahçede belirdi. Serkan ev terliklerini bile değiştirmeden heyecanla aşağıya indi. Kadının elini tuttu, kadın onu yaşadığı öykünün içine götürdü. Serkan artık kendi öyküsünde yaşıyordu.

Ek zorlukta kullanılan mısralar:

Kedi kadının yanındaydı,

Kadın gecenin yanındaydı.(Özdemir Asaf- Tablo)

Kan var bütün kelimelerin altında (Cemal Süreya)

Toprağı üzüntüden ayıklayışı. (Cahit Zarifoğlu)

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.( Cahit Sıtkı Tarancı)

Akşamlar bir roman gibi biterdi.(Attila İlhan)

Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi.(Ataol Behramoğlu)