Bahçeye Girmiş Bir Tırtıl

Yasemin Karabacak

“Bahçeye girmiş bir tırtıl

Yaprak yiyor kıtır kıtır

Pis tırtıl salak tırtıl

Yeme yaprağı kıtır kıtır…”

Duymuyorsunuz değil mi? Duymuyorsunuz .Beni çağırıyolar.Her gün her gece.Kapatıyorum kulaklarımı, içimden çağırıyorlar bu kez.Beni .Tırtıl Ahmet’i..Böyle diyorlar bana. Tırtıl,ince çelimsiz,zayıf. Kimsesiz.Aslında kimlikli kimsesiz. Doğduğum ailenin her olumsuzluğunu bana addediyorlar ama sorunca kimsesiz

7 yaşında yankesici ve şiddet düşkünü bir baba ,bütün bunlardan bezmiş evi terk etmiş bir annenin ortada bıraktığı bir çocuk olarak kendimi burada buldum. 7 yaşındaydım.Yurdun müdiresi beni tanıştırmak için salona götürdü. Etrafımda birbirine benzeyen tek yanları korkulu ürkek bakışları olan 15 çocuk vardı. Umut denilen şeyi o zaman bilmiyordum ama

şimdi baktığımda hissettiğim şeyin adı umutmuş. ‘İyi bir şeyler olacak hissi.’

“Merhaba çocuklar !” dedi Müdire hanım. Ayşe anne diyordu oradakiler ona “size yeni arkadaşınızı tanıtayım. İsmi Ahmet. Hadi ona hoş geldin diyelim.”

Cılız cılız birkaç hoşgeldin duyuldu kulağıma. Dudaklarım buruk,içimde umut bakınıyordum.

Birden arkalardan çığlığa benzer bir ses duyuldu.

“Tırtıla benziyor lan bu.” Herkes şaşkındı.15 yaşlarında grubun belalısı olduğu belli bir oğlan bağırdı tekrar.

“Tırtıl Ahmet. Hoş geldin.”

O ana kadar tuttuğum gözyaşlarıma artık engel olamıyordum.Kötülük bulaşıcıydı.Ondan ilham alan diğer çocuklar da tempo tutmaya başladılar

“Tırtıl Ahmet..Tırtıl Ahmet…”

Ayşe anne onlara bezgin ama yumuşak bir bakış attı, bana sarıldı.

“Sana şaka yapıyorlar. Olur böyle. Takılma sen onlara ...Gel yatağını göstereyim sana .”

Kısa sürede babamın şanı, benimse lakabım tüm yurda yayıldı.Artık ben hırsız, kavgacı Necdet'in oğlu Tırtıl Ahmettim. Ayşe anne onlara uymamam için çok uğraşıyordu.

“Bak tırtıl sonunda kelebek olur unutma. Sen de öyle olacaksın oğlum.”

Ben de ona güveniyor derslerime asılıp kozamdan çıkacağım günü bekliyordum.

15 yaşımın bir bahar sabahıydı. Matematik dersinde öğretmenin sorduğu bir soruya ilk cevabı ben verdim. Yanımda oturan Elif bana gülümsedi. Nicedir onun gülümsemesinin bana iyi geldiğinin farkındaydım. Elif’in dostluğu bana iyi geliyordu. Çalışkan kızdı Elif. Ama bizim bu dostluğumuzdan hoşlanmayan biri vardı. Elif’le arayı yapmaya çalışan ama her seferinde geri çevrilen Orhan. Zaten kavgacı ve tembel olan Orhan Elif tarafından yok syıldıkça dah da hırçınlaşmıştı.Bana da diş bikliyordu .Farkındaydım.

Ders bitiminde çıkarken dişlerinin arasından tıslayarak:

“Noldu Ahmet? Çalışkan Ahmet. Biz buyuz oğlum. Bu kıza da cesaret verme. Hırsızın oğlu Tırtıl Ahmet...”

Ona vurdum. İlk kez hayatımda birine yumruk attım. Herkes şok olmuştu ama asıl ben hayret içindeydim. Bir kere vurmak çok iyi gelmişti. İçimde yatan öfkenin bir yere yönelmesi bana nasıl iyi gelmişti. Evet vurdum ve bundan çok keyif aldım...

Bir kere öfke ele geçirdi mi sizi artık irin gibi ele geçiriyordu ruhunuzu. Hani tatlı tatlı ağrıyan diş gibi. Bilirsiniz dokunursanız ağrıyacak ama yine de tuhaf bir keyif verir.

Artık ben oydum.Babasının oğlu kavgacı Ahmet...İlginçtir hiç de pişman değildim. Vurdukça vurasım geliyordu.Sürekli kavga çıkarıyor bazen dayak atıyor bazen de dayak yiyordum. Birtek Ayşe annenin gözlerindeki hayal kırıklığı ve Elif’in umarsız beni kurtarma çabaları beni üzüyordu..

Üniversite sonuçlarının açıklandığı gün yurtta bir bayram havası vardı.Elif de dahil sınava katılan birkaç çocuk kazanmışlardı. O hengamede gizlice yurttan kaçtım.

Ayaklarım beni doğru bir süredir alışkanlık haline getirdiğim yere götürdü..Babamın evine.

Yurttaki o kavgadan sonra ne yapıp edip bulmuştum burayı.Gidip hesap soracaktım .Bahçede bbmı 2 yaşlarında bir oğlan çocuğuyla otururken gördüm.Yaklaşmadan uzaklaştım oradan.. Sonraki günler yurttan kaçıp gizli gizli izlemeye devam ettim onları. Babam çoğunlukla evde olmuyordu .Bense kendimi göstermeden onlara bakıp bakıp gidiyordum.Ne istediğimi ise tam olarak bilmiyordum.

Yurttan kaçıp her zamanki ağacın arkasından onları izlemeye başladım.Birden felaket birşey oldu.Babamın yeni eşi beni fark etti.Zavallı kadın sapık gibi gözlerini çocuğun üstüne dikmiş beni görünce sımsıkı çocuğa sarıldı ve bağırmaya başladı.Konu komşu bir anda etrafım da toplandı.Bense donmuş gibiydim.Nutkum durmuştu. Sonra gülmeye başladım.Kahkahalar atarak gülüyordum.

“Yazık deli herhalde .” dedi biri.

Polis sirenleri duyuldu. ben hala gülüyordum.Polis arabasından inen polislerden biri beni tuttu:

“Ne gülüyorsun lan?” diye bağırdı.Ben gülmeye devam ettikçe hırçınlaştı.Tam o esnad diğer pols arkadn gelerek elindeki copla bana vurmaya başladı.Vurdukça gülüyordum,güldükçe vuruyordu.Ben artık tanınmaz hale gelmiştim.Bayılmışım..

Şimdi burda beni kapattıkları odada unutmakla hatırlamak arasında gidip geliyorum.Verdikleri ilçlar gerçeklik duygumu kaybettiriyordu.

“Başka birşey olmayı isteye isteye sonunda hiçbirşey değildir artık.Evrilir kuşkusuz ama kendine karşı.Onu harap eden bir karmaşıklığa doğru ve kendi aleyhine evrilir.” demiş Ciron.

Bende evrildim evet.Kelebeklik hayalinden hiçliğe…

Ben artık hiçbirşeydim...