BEN BİRŞEY OLACAKTIM AMA NE?
Mutfakta kendime kekik çayı yaptım. ‘ 2 hafta önce evden çıkarken karşı camda duran 65 yaşlarındaki teyze arkamdan bağırarak ı: “Yavrum kekik çayını içmeyi unutma!” Gülümseyerek verdi.Evde kaldığımız sıralarda camdan bakışarak arkadaş olmuştuk teyzeyle. Günün belirli saatlerinde cama çıkar sokağı seyrederdi. Aramızda tuhaf bir işaret dili oluştu zamanla. Bakarak anlaşır olmuştuk.Şimdi günde bir kez onun dediğini yapıyordum ve mutlaka içmeye çalışıyordum bu çayı..Denemekten ne kaybederdim ki..
Mutfaktan çıktım bahçeye geçtim. Deniz bugün biraz hırçındı. Hamağa uzanacaktım ki telefon çaldı. Yapmam gereken bir görev isteksizliği ile açtım telefonu o
-İyi günler.
-…
-Evet iyiyim.
-…
-Hayır, ateşim yok. Boğazım da ağrımıyor.
-…
-Tabii evden çıkmıyorum. Evdeyim, bekliyorum.
-…
-Olur, tabii ki değişiklik olursa haber veririm. İyi günler.
Sanki birisi boğazımı sıkıyormuş da ondan kurtulmuşum gibi derin bir nefes aldım. Bu sıklıkla oluyordu son zamanlarda. Hamağa oturarak çaydan birkaç yudum içtim arka arkaya. Nefesim düzeldi.
“Adı Engin olsun.” demiş anacığım. Evlenip buraya geldiğinde denizi görmüş; önce korkmuş sonra da” oğlum olursa Engin olsun adı.”demiş.” Tıpkı bu deniz gibi. Engin, sonsuz ve merhametli…”
Ben ailenin ilk çocuğuyum. Babam yirmisinde bir delikanlı.. Almış beni kucağına “Benim aslan oğlum canıma can, yoluma yoldaş olacak. Artık bana havada karada ölüm yok.”
Ben bir şey olacaktım ama ne?
Annem pamuklara sarmış beni. Ninnilerle büyütmüş, gurbette olmanın tüm sahipsizliğini beni koruyarak gidermiş. “Hiç bırakmayacak oğlum beni. Anasının anası, babası olacak. Okuyacak doktor olacak. Buraların en yakışıklısı en delikanlısı olacak…”
Babamın sertliği anamın yumuşaklığı arasında seçim yapmam gerektiğini anladığımda ben galiba anamı tercih ettim.
“Yapma, erkek çocuk bu kadar olmaz. Üzerler. Çıtkırıldım yetiştiriyorsun. Bak yaşıtları dağlarda, tarlalarda bu, sokağa çıkmaktan korkuyor.
Anam dinlemezdi hiç. Bir saniye gözünün önünden kaybolayım deliye dönerdi.
“Ah Enginim. Kaybolma demedim mi annem.Gitme bir yere. Bak ben anamı babamı koydum oralarda. Gerçi onlar da gitme demedi .Ben de kalamadım annem. Beni burada sanırlar da ben hep oradayım. Sormadılar bana hiç. Koydular bir arabanın içine bilmediğim yerlere geldim. Ben toprağın çocuğuyum. Şu deniz var ya şu deniz… Alacakmış içine beni de yutuverecekmiş gibi gelir hep. Ondandır gitme demem sana. Sen sakın gitme annem.”
Sanırım 7 yaşlarında falandım babam benden vazgeçtiğinde. O bahçenin etrafında çitleri onarırken bende köşede tahta parçalarıyla oynuyordum. Babam işine biraz ara vermişti. Beni yanına çağırdı. Cebinden hiç eksik etmediği çakısını çıkarıp elimdeki tahta parçasını çekip aldı.
“ Gel tahtadan at yapayım sana”
Çakısıyla tahtaya şekil vermeye başladığında ben: “Baba canı yanmaz mı? Tahtayı bıçakla kesiyorsun ya...”
Babam gözüme baktı. Sessizce, yılgın.. Attı elinden çakıyı.
“Sen yaptın bunu böyle” diye çıkıştı anneme. “Erkek çocuk bu kadar hassas olmaz. Bak çelimsiz bir şey zaten. Yapma kadın bu çocuk yaşayamaz buralarda. Yazık ediyorsun çocuğa.”
Artık beni çağırmaz olmuştu tarlaya,bahçeye ,kahveye… Demezdi ama gözlerinden okurdum benden vazgeçtiğini. Göğsünü kabartacak, her işine koşacak o güçlü, sert bazen de acımasız oğlan olmayacaktım. Anlamıştı.
Sahi ben bir şey olacaktım ama ne?
Çocukluğum da ilk gençliğimde hep sakin hep sessiz hep hasta geçti. Annem hasta olmayayım diye uğraştıkça daha da hasta oldum. Ne yaptığı yemekler ne de karışımlar işe yaramıyordu. Günün sonun eve hastalanmış ateşler içinde dönüyordum. İlkokul öğretmenim “çok zeki bu çocuk, çokta güzel resim yapıyor. Ah biraz daha güçlü olsa. Belki çok güzel işler başaracak ama… Çok güveniyorum ben ona.”
Ben bir şey olacaktım ama ne?
Hamakta öylece uzanmış yatarken buraya iyi ki gelmişim dedim. Her başarısızlığımda sığınağım olan bu ev aslında zindanmış, bilemedim.Lise de arkadaşlarımdan kaçtığımda, üniversiteden atıldığımda,- vasıfsız eleman aranıyor- yazısını görünüp daldığım ve hasbelkader kabul edildiğim işyerinden kovulup üstelik karım “ Pısırıksın ya yeter artık. Tutmadım şu hayatı. Tutamadım. Ben annen değilim, bırak yakamı.” diyerek evi terk ettiğinde koştum buraya. Yine annem sardı beni.
“ Ne yapsın ya! O da öyle işte. Zayıf. Yetmiyor bu dünyaya.” diye diye korudu ez,kolladı beni. Ölene kadar… En son o bıraktı beni.
- Sahi ben bir şey olunacaktır bu arada siz olun bir anda ortnniyi değil ena yoksa çok ama ben kendimi anlatamiyorum bir şey ama neydi?nvbrnpnf9o bu arada kurgu olmayan bir şeyi bir anda
Hamağın bir sağa bir sola savrulmasıyla benim aklımda savruluyor , hayatım bir film şeridi gibi geçiyordu gözümün önünden. Ölüm ilk kez bu kadar yakınımdaydın. İlk kez bu kadar başarmışken üstelik.
Sonunda tüm dünyanın konuştuğu adam olmayı becerdim. Üstelik bunu da annemin sızlandığı babamın yakındığı bir şeyden yaptım.Hasta oldum… Tüm dünyayı kısa sürede yakıp kavuran, milleti evlere tıkan o malum hastalık en son beni bulmuştu. Şimdi ben dünyada bu virüsü taşıyan son insandım.. Artık herkesin dilindeydim. Her gün Bakanlık tan birileri arıyor, halimi soruyordu. Gazeteler, beni takip ediyordu.
Ben olmuştum. Olacaktım… Yaşarsam umut, ölürsem son olacaktım.
Sahi ben bir şey olacaktım ama ne?