İsmail

Ahmet Can Altun

Odada yedi kişi; her kişinin yedi eli, yedi ayağı; televizyonda kanal yedi açık, saat akşam yedi, ayın yedisi. Her şey yedi tane.

Yedi YEDİ YEDİ diyerek uyandı. Alarmı çalıyordu. Her sabah olduğu gibi yedide kalktı. Uyandığında karısı yoktu yanında. Korktu. Biraz düşündü. Sonra hatırladı. Dün gece sabah erkenden çıkacağını söylemişti. Yatağında doğruldu. Derin bir nefes aldı. “Onlar nasıl insandı be. Tövbe bismillah.” Yatağından kalktı. Saat dokuzda dersi vardı. Gömleği de ütüsüzdü daha. Mutfağa gitti çay hazırdı. Birkaç lokma bir şey yedi. Sonra odaya geçti. Dolabından uzun kollu bir gömlek aldı. Hava sıcak olsa da kısa kollu gömlekleri sevmezdi. Uzun kollu giyip kollarını katlardı. Gömleğini yatağa serip orada ütüledi. Soğuması için biraz bekledi. Dolaptan bir pantolon aldı gömleğe uygun. Sonra pantolonunu giydi. Gömleğinin düğmelerini ilikledi. Yedi tane düğmesi olduğunu fark etti. Ders notlarını çantasına koydu. Bugün erken çıkıp telefoncuya gidecekti. Çıktı odadan. Ayakkabılıktan ayakkabılarını aldı. Giydi. Tam kapıyı kapatacakken cüzdanını dünkü pantolonunda unuttuğunu fark etti. “Of kim çıkaracak ayakkabıları şimdi?” Karısının evde olmamasını fırsat bilip ayakkabılarının kenarıyla odaya kadar gitti. Cüzdanını aldı. Tekrar kapıya gitti. Son birkaç adımını tam bastı. Eşyalarını kontrol etti. Telefon, cüzdan, anahtar, çanta, saat, kulaklık, otobüs kartı. Evet yedi eşya vardı. Tamdı. Çıktı. Eve yürünecek mesafede telefoncu vardı. Oraya gitti.

“Abi hayırlı işler kolay gelsin.”

“Eyvallah hocam. Buyur?”

“Abi benim telefondan ses karşı tarafa gitmiyor da. Geçenlerde suya düştü. Suya dayanıklı diye biliyordum.”

“Ahizesine su girmiş olabilir. Böyle şeyler olabiliyor.”

“Nasıl yapalım?”

“İstersen birkaç gün bekle düzelmezse tekrar getirirsin. Belki düzelir boşuna masraf olmasın sana.”

“Eyvallah abi. Tamam o zaman. Şimdilik kalsın madem. Kolay gelsin.”

“Sağ olun hocam.”

Vay be kaldı mı böyle adamlar, diye düşünerek çıktı dükkândan.

Çok uzak değildi üniversite ama yürümek istemedi. Otobüsler de bu saatte boştur diye düşünerek durağa gitti. Beş dakika bekledi. Otobüs geldi. Yedi numara. Aklına rüyası geldi. Otobüse bindi. Tahmin ettiği gibi boştu. Güneş görmeyen bir yere oturdu. Çok uzun sürmedi okula varması. Yedi dakika sonra vardı. Yarım saatten fazla vardı dersine. Bir çay alıp odasına çıktı.

Masanın üzerinde bir zarf vardı. Odanın diğer taraflarına baktı kimse yoktu. Masasına oturdu. Zarfı alıp açtı. Bir yıldız vardı. Yedi köşeli. Yıldızın kollarında irade, sevgi, zeka, huzur, güç, dürüstlük ve büyü yazılıydı. Dürüstlük kolu kırmızıya boyanmıştı. Biraz baktı. Anlamadı bir şey. Bilgisayarını açıp gogıla yedi köşeli yıldızı arattı. İlk siteler haber siteleriydi. “Her konuda fikirleri var bunların ya her şeyi yazıyorlar.” Aşağıya doğru indi. Rastgele haber sitesi olmayan bir site açtı. Septagrammış. Üstünde yazanlar da benliğimizin yedi ışınıymış. Kağıda tekrar baktı. Yapabilecek kişileri yakın zamanda yaşadığı olayları düşündü. Aklına bir şey gelmedi. Saatine baktı. Yedi dakika vardı dersin başlamasına. Neyse, deyip kalktı masadan. Odasından çıkıp sınıfa geçti.

Yedi kişi gelmişti sadece. “Böyle erkenden hazırlanıp geliyoruz. Adamlar derse gelmemiş.” diye söylendi içinden. Çantasını masaya koyup içinden notlarını çıkardı. Yoklama kağıdını aldı. “Bugün ayın kaçı?” diye sordu. “Yedisi hocam” diye cevap verdi bir öğrenci. Kafasını kaldırdı baktı ona. Tekrar kağıda dönüp tarihi yazdı. 07.07.2017. Yeter ama bu kadar yedi de sabahtan beridir, diye söylendi. Sonra derse geçti.

Ders bittikten sonra bir kahve alıp odasına geçti. Telefonuna baktı. Yedi cevapsız arama. Eşi aramıştı altı kez. Bir de özel bir numara. “Allah Allah! Bu kim ki?” Eşini aradı. “Karıcım beni aramışsın. Bir şey mi oldu?”

“Alo. Alooo. Canım sesin çok az geliyor” dedi. “Bir dakika” deyip kulaklığını çıkardı. Karışmıştı. Hepsini çözmeden tek kulaklığı takıp mikrofonundan konuştu. “Alo. Geliyor mu şimdi?”

“Evet geliyor. Canım biraz gecikeceğim bir de ben anahtarımı evde unutmuşum da.

“Yine mi? Allahtan fizyoterapistsin de nöbetin yok. Bir de nöbetin olsaydı. Ne zaman gelirsin eve?”

“İşim yedi gibi biter herhalde.”

“Tamam canım. Ben o saatte eve geçmiş olurum. Dikkat et. Bir şey olursa ara.”

“Tamamdır. Sen de dikkat et.”

“Görüşürüz” deyip kapattı.

Zarf ve kağıt masasında duruyordu. Tekrar baktı. Sonra özel numara aklına geldi. İçine sıkıntı düştüğünü hissetti. Nefesi daraldı. Pencereye gidip derin birkaç nefes aldı.

Cuma namazına az kalmıştı. Beş vakit kılmazdı ama cumaları kaçırmamaya çalışırdı. Çıkıp camiye doğru yürümeye başladı. Aklında kağıt, özel numara ve gördüğü rüyanın üzerine denk gelen yediler vardı. Giderken tiyatro afişlerini gördü. Dürüstlük Ödülü, Sızı, Bıçak Sırtı, Yedi Kocalı Hürmüz. Bir ürperme geldi içine. Devam etti yürümeye. Camiye vardı. Abdestini aldı. O sırada ezan da okunuyordu. İçeriye geçti. Hutbede cennet ve cehennemden bahsediliyordu. “Cehennemin yedi katı vardır.” dedi imam. Katları saydı ama o orada kaldı. Namazını kılıp çıktı camiiden. Programına baktı. Bir dersi daha vardı.

Aklı karışmıştı. “Ne enteresan bir gün” diye geçirdi içinden. Rüya, masadaki kağıt, dürüstlük, tiyatro isimleri, cehennem ve tabii ki gün boyu karşısına çıkan yediler.

Arkadaşını aradı. “Ne yapıyorsun? Müsait misin Murat?”

“Benim de dersim yeni bitti. Bir çay içelim mi beraber?”

“Caminin oradaki çay bahçesine geçiyorum sen de gelirsin oraya.”

“Tamamdır, görüşürüz.”

Çay bahçesine geçti. Arkadaşı da geldi. İki çay söylediler. Sohbet ettiler. Hayallere girdiler her zamanki gibi. Daha fazla nasıl para kazanabilirim derdindeydiler.

“Tasarım işine mi girsek?” dedi Murat.

“Ne tasarımı?”

“Ne bileyim reklam tasarımları, belki fotoğraf, resim tasarımları. Bilgisayarla da aramız iyi.”

“Yok be olum. Bunlar sıkıcı işler. Böyle doğaya çıkabileceğimiz yaparken sıkmaycak hatta mutlu edecek bir şey olsa. Balık tutma dersi mi versek?”

“O ne la? Öyle bir şey mi var?”

“Bilmem belki vardır. Bak slogan bile buldum. ‘Size balık satmıyor balık tutmayı öğretiyoruz.’ Nasıl ama?”

“Saçmalama ya.” gülüştüler. “Hazır balık demişken gidelim mi pazar günü balığa?”

“Olur bana uyar. Kaç haftadır gitmedim ben de, özlemişim.”

Sohbetlerine devam ederken yanlarına bir dilenci geldi. “Abi Allah rızası için bir ekmek parası. Evde yedi yetimim var.” Aldırmadılar dilenciye. Birkaç defa daha söyledi dilenci. Sonra çay bahçesinin sahibi gelip dışarı kovdu. Çaylarını yudumladılar. Daldı yine. Bugün yaşadıklarını düşündü. “Hayırdır sende bir hal var.” dedi Murat.

“Yok ya iyiyim... Yani önemli şeyler değil.” dedi ama Murat ısrar edince rüyadan başlayarak gün içinde karşılaştığı şeyleri anlattı. Murat fazla abarttığını düşündü.

“Sadaka ver sadaka. Annem derdi sadaka belayı defeder diye.”

“Bilmiyorum işte öyle. Biraz içim sıkıldı. Neyse.”

Biraz sonra Murat kalktı. O biraz daha oturdu. Bir çay daha içti. Sonra hesabı ödeyip kalktı. Biraz ilerledikten sonra o dilenciyi gördü. Biraz baktı. Düşündü. Cebindeki bozuk paraları çıkardı. Sonra yanına gidip ona verdi. Normalde hiç vermezdi. Ona göre evet bir gelir adaletsizliği vardı ama tam olmasa da bunu hak ettiklerini düşünüyordu. “Biz bu kadar sene okuyoruz, kendimizi yırtıyoruz geçimimizi sağlamak için. Hiçbir şey yapmadan para istiyorlar bir de.” diye düşünüyordu.

Sonra yanlarından gitti. Saatine baktı. Yediye çeyrek vardı. Otobüs beklese ne zaman geleceğini bilmediğinden geç kalabilirdi. Onun için hızlı yürürse yetişeceğini düşündü. Yürümeye başladı. Yol her zamankinden daha tenhaydı. “Allah Allah insanlar eksik olmazdı burada.” diye geçirdi içinden. Devam etti yürümeye. İlerde yerde yatan birini gördü. Biraz yavaşladı. Yürümeye devam etti. Yanından geçti. “Dursam mı?” diye düşündü. “Ya bir şey yaparsa. Hem eve geç kaldım” deyip devam etti yoluna. Biraz daha gittikten sonra durdu. Arkasına baktı. Adama baktı. “Bir şey mi oldu acaba?” dedi kendi kendine. Yoldan geçen kimse de yoktu. Sonra adamın yanına gitti. Temkinli bir şekilde yaklaştı. Nefes alıyordu. Adamı biraz sarstı. “Amca. Amca iyi misin?” Adam kıpırdadı. Kısık sesle bir şeyler söyledi. “Efendim amca?” Adama yaklaştı biraz daha. “Su. Su.” dediğini duydu. Hemen çantasından suyunu çıkardı. Adamı biraz doğrulttu. Şişeyi ağzına götürdü. Birkaç yudum içirdi. Kısık sesle “Sağ ol oğlum. Allah razı olsun. Allah seni, aileni belalardan korusun.” “Amin amca. İsmin ne, evin yakınlarda mı? Bırakayım mı seni?”

Adım Hızır oğlum. Evim yakınlarda giderim ben sen zahmet etme.”

“Karnın aç mı?”

Bir şey demedi adam. Kafasını eğdi. Aç olduğunu anladı. Cüzdanından bir miktar para çıkardı. Adama uzattı. “Al amca bununla karnını doyurursun.”

“Allah razı olsun oğlum, Allah sizi korusun, Allah…” diye dualara devam etti.

“Amin amca amin.” yanından ayrıldı. Yoluna devam etti. Saatine baktı. Yediye bir iki dakika vardı. Telefonunu çıkardı. Eşinden cevapsız arama ve bir de mesaj vardı. “Canım işim uzadı. Bir yarım saat daha gecikeceğim.” Ohh iyi bari geç kalmadım, diye geçirdi içinden. Evinin sokağına döndü.

Boooom…

“Bugün 7 Temmuz 2017 Cuma. Kanal 7 Ana Haber Bülteni ile karşınızdayız. Bir son dakika haberi ile gündemimize başlıyoruz. Isparta’nın Yedigöller mahallesinde Yediveren apartmanın yedinci katında saat yedi de bir patlama meydana geldi. İlk belirlemelere göre can kaybının olmadığı söylendi.

Ahmet Can