Olumsuzluk Hapsi

İrem Erten

Olumsuzluk Hapsi -

“Buraya kadar boşuna gelmişsin” dedi ejderha bana, kükremeye benzeyen kahkahasının ardından. “Nasıl yani” dedim. “Onca yolu boşuna gelmiş olamam.” Belli ki buraya ne zorluklarla geldiğimden haberi yoktu da benimle böyle konuşuyordu. Yüzüne baktım. Tanrım ne kadar da çirkin bir ejderhaydı. Baştan ayağa siyahtı. Simsiyah. Ah bir de kokusu vardı ki… Sanki dev bir çöp yığının içine düşmüş gibi pis kokuyordu. Pis, çok pis. Yüzümü buruşturdum. Tam anlamıyla tiksinmiştim ondan. Gördüğüm en korkunç ejderhaydı o. Hoş tabi daha önce hiç gerçek bir ejderha görmedim ama okuduğum kitaplardaki ya da o fantastik filmlerdeki ejderhalara pek benzemiyordu karşımdaki. Bu gördüğüm ekstra çirkindi. Kızıl ya da mor olsa ya da yeşil tonlarında belki de bu kadar çirkin gözükmezdi gözüme. Karşımdaydı, gözgözeydik ve bir anda kaşları çatıldı. Geri adım attım, sendeledim. Çok kızmıştı. Sanki çirkin ve korkunç olduğunu düşündüğümü anlamış gibiydi. “Sen” dedi. “Onca yollar aştın geldin. Bencillik adasında arkadaşını kurtarmak için o dev köpek balıklarının önüne atladın. Zalimler köyündeki insanlara karşı olan merhametin senin kurtuluşun oldu. Kibrin yüzünden binlerce metrelik bir dağın eteklerinde buldun kendini sonra aşağı inmek ve yolculuğuna devam etmek pek kolay olmadı ama başardın. Şimdi ise buradasın.” dedi. Biraz yumuşar gibiydi ama sonra kaşlarını daha bir çattı. “Karşıma geçmiş korkunç ve çirkin olduğumu düşünüyorsun. Bir de üstüne üstlük rengimi de beğenmeyip simsiyah olmamdan şikâyet ediyorsun. Ha bir de çok pis kokuyormuşum. Küçük hanım, bu senin eserin.” dedi. Öfkesi gittikçe artıyordu. “Sen” dedi. “Beni bu hale sen getirdin. Bu çirkin rengim, pis kokum hepsi senin yüzünden. Buraya kadar çok yol kat ettin, hakkını yememek lazım. Ama artık pes etmenin vakti geldi. Buradan sonrası yok. Ben bu duygular koridorunun son aşamasıyım ve sen asla buradan çıkıp bu eğitimi tamamlayamayacaksın.” Kollarını kaldırdı, ağzını açtı ve kükredi. Bir anda dört bir yanımız demir parmaklıklarla çevrildi. Ne bir kapı ne bir yol. Hiçbir şey. Sadece demir parmaklıklar, ejderha ve ben vardım artık. Şoktaydım. Ben daha ne olduğunu anlamadan yeniden konuşmaya başladı. “Artık sen de benimle beraber burada olumsuzluk hapsindesin. Yıllardır bana yaptıklarının cezasını çekeceksin. Beni rahatsız etme.” dedi kükreyerek ve derin bir uykuya daldı.

Hiçbir şey söyleyememiştim. Korkmuştum ve ağlıyordum. Yanımda uyuyan bir ejderha vardı ve ne yapacağımı asla bilmiyordum. Buraya tıkılıp kalmıştım. Tam anlamıyla çaresizdim. Çirkindi işte çirkin. O ne biçim bir horlamaydı öyle. Ne kadar da gürültücü. Bir de benim yüzümden bu hale gelmişmiş. Saçma. Benimle ne ilgisi olabilir bu söylediklerinin? Hele şu sürekli artan pis kokusu. Burnumu yaktı resmen. Tanrım asla buradan çıkamayacağım. Pis kokular içinde ölen kızın dramı. Tarih beni yazar mı acaba? Bir masalın kahramanı falan olurum belki ama kahramanlar iyi ve güzel şeyler yapar ve sonunda hep kurtulur. Bense ah ben… Ben buraya tıkılıp kaldım. Bir çıkış yok. Hayır, yok. Sadece parmaklıklar, ben ve ejderha. Bir de beynimin içinde yankılanıp duran bana söylediği sözler. Ne yapmış olabilirim ki? Hem ben onu bu hale nasıl getirmiş olabilirim? Çok saçma. Olumsuzluk hapsi. Ne demeye çalıştı acaba? Bilmece gibi konuşuyor. Uyuz şey. Burada öleceğim. Bu ejderha beni yiyecek. Belki böceklerle cesedimi paylaşır. Hayır hepsini kendi yer. Bizi buraya hapsetti ve kokudan bayılmama ramak kaldı. Lanet olası. Gittikçe artıyor bu pis koku. Bir kurtuluş yolu olmalı ama ne? Söylediklerini düşün. Ejderhanın söylediklerini düşün. Olumsuzluk hapsi. Buradan nasıl çıkılır? Keşke bunu da söyleseydi. Bir de uyudu. Horlaması beni çıldırtacak ve rengi gittikçe koyulaşıyor. Çirkinleştikçe çirkinleşiyor. Neyse ne diyorduk. Olumsuzluk hapsi. Buradan nasıl çıkılır? Düşün, düşün. Odaklanamıyorum ki. Bu ejderha gerçekten önceden güzeldiyse ve ben onu bir hale getirdiysem. Olabilir mi bu? Ama nasıl? Belki eskiden morumsu kızılımsı çok hoş tonları vardı, olamaz mı? Saçmalama. Olamaz baksana simsiyah ve leş gibi kokuyor. Ama neden olmasın? Gözleri güzeldi. Değişmeyen tek şey belki onlardır. Masmavi gözleri. Belki haklıdır. Ama ben ona ne yapmış olabilirim? O masmavi gözler belki bana yardım eder, buradan çıkabilir ve hayatıma devam edebilirim. Ejderha da belki beni affeder hem ben ne yaptığımı bilmiyorum ki. Bir an gözüm ejderhaya takıldı. Aman Tanrım, bu bu olamazdı. Kanatları renk değiştirmeye başlamıştı. Ama nasıl? Ben. Ben sadece gözlerinin güzel olduğunu düşünmüştüm. Yine oldu. İnanamıyorum. Diğer kanadı da değişmeye başladı. Onu uyandırmak istiyorum ama bana kızabilir, sonra saçma saçma konuşur ve beni deli eder. Hayır, hayır eski haline dönme. Kanatlar, kanatlar eski haline dönmeye başladı. Bu bir sihirdi galiba. Ben güzel şeyler düşündükçe ejderhanın rengi de güzelleşiyordu, kokusu da. Belki de haklıydı. Yıllardır içimde biriktirdiğim olumsuzluklar, bu kötü düşünceler onu bu hale getirmişti. Belki de değil haklıydı. Çok kötü biriyim ben. Ona bunları yaşatmaya ne hakkım var? Burada hapsolmuş bir şekilde ölmeyi hakkediyorum. Ejderhanın rengi yine koyulaşmaya başladı. Hayır, hayır olamaz. Bunu artık yapmamalıyım. Bu düşüncelerin ne ona ne de bana bir faydası yok. Düşün. Olumlu düşün. Ejderha. Güzel ejderha. Düşün hadi. O bunu hakediyor. Yeniden güzelleşmeyi, eskisi gibi olmayı hakediyor. Şu an uyuyor belki ama bana o kadar çok şey öğretti ki. Olumsuz düşünceler… Onları hayatımdan çıkaracağım. Yeter ki sen güzelleş. Belki seni ilk gördüğümde düşündüğüm gibi kızıldın çok eskiden. Belki de mor. Ama eminim çok güzeldin. Büyüdükçe ne de acımasız oluyor insan. Haklıydın. Bu zamana kadar kendime ve başkalarına karşı güzel şeyler düşünemedim pek. Ama artık… Ama artık… Ağlamaya başladım yeniden. Durduramıyordum kendimi…

Ejderha uyanmıştı. Gözlerimi sildim. Dünyanın en güzel ejderhası karşımdaydı. Işıl ışıldı. Kanatlarındaki simler nasıl da parıldıyordu. Gözlerime inanamadım. Karşımdaydı ve gülümsüyordu. Tanrım ne kadar da hoş bir kokusu vardı böyle. Bildiğim tanıdığım bir kokuydu bu. Fesleğen… “Başardın.” Dedi. Elimi uzattım, ona dokundum.

Alarm sesiyle irkildim. Artık uyanma vakti diyordu terapistimiz. “Arkadaşlar biliyorsunuz bu eğitimimizin son günüydü. Son aşamaya kadar geldiniz, bu yolculukta duygularınızla yüzleştiniz. Hepinizi bu cesaretinizden dolayı tebrik ediyorum.” Diyordu. Etrafta çok güzel, çok ferah bir koku vardı. Elimi burnuma götürdüm. Ejderhanın kokusu hala elimdeydi. Fesleğen kokuyordu…