Buraya kadar boşuna gelmişsin dedi ejderha bana, kükremeye benzeyen kahkahasının ardından. Ben de, kafamın içinde gideceğim yeri sana soracak değilim dedim, bıyık altından. Bu sefer daha çok kahkaha attı, havaya kesik kesik ateş topları bırakıyordu.
- Sen daha nereden yola çıktığını bile hatırlamıyorsun, gelmiş bir de benden yardım dileniyorsun ha!
- Senden yardım falan dilenmiyorum. Geleceksin diyorum, o kadar. Beni terk edemezsin!
- Nedenmiş o, ejderhaya ihtiyacı olan tek anlatıcı sen misin sanıyorsun? Şu edebiyat aleminde kanadımı kaldırsam beni paraya boğacak yazarlar var.
- Banane onlardan. Ben sana para vaad etmiyorum ki. Ben sana hayatında ilk defa karşına çıkan bir fırsatı sunuyorum. Kahraman olma fırsatını.
- Kahraman olmak mı?
- Evet, tabii ya! Herhangi bir hazinenin başını bekle diye çağırmıyorum seni. Ya da gel de şehirleri yak demiyorum. Seni, bir prensesi kurtarman için çağırıyorum.
- Nasıl yani hikaye de şövalye veya prens falan yok mu? Neden ben kurtaracak mışım?
- Var, var tabii. Fesleğen İmparatorluğu'nun prensi var. Zaten sen de prensesi onun yüzünden kurtaracaksın. Bu prens denecek mendebur, kızı Sazkaban Hapishanesi'ne attı. Sen de onu oradan kaçıracaksın.
- İyi de kız hapishaneye girdiyse suçludur zaten. Niye kaçırıyorum ki?
- Sen her hapishaneye gireni suçlu mu zannediyorsun? Bu kızcağız yol üzerinde iki bağ fesleğen yoldu diye hırsız ilan edildi. O yüzden prens peşine düştü. Şuçlu mu bu kız şimdi?
- Bunu sen mi uydurdun?
- Evet, beğenmedin mi?
- Neyse devam et.
- Senden istediğim; gidip hapishanenin sağ kanadındaki kulenin, 47. katındaki duvarı kırman ve kızı alıp babasına götürmen.
- Peki ama ben ne kazanacağım bu durumdan?
- Ne mi kazanacaksın? Kahraman olacaksın daha ne istiyorsun? Şöhretin artacak. Ve onurlu biri olacaksın. Hem belki… Belki de bu hikaye sayesinde ejderhaların makus kaderini değiştiririz. İstemez misin Ejderha tarihine ilk kahraman olarak geçmeyi?
- Ya, bu kızın sevgilisi falan yok mu? Gelsin o kurtarsın. Ben, koskoca ejderha, hapisten kız mı kaçıracağım?
- Ama kız çok güzel.
- İyi de banane?
- Ama kızın çaldığı fesleğenler sihirli. Hayvanları insan formuna dönüştürecek bir büyünün ham maddesi onlar.
- Bunu şimdi mi uydurdun?
- Evet.
- Belli. Peki bu kız fesleğenleri niye çalmış?
- Kötü bir cadı, annesini kuşa çevirmiş de ondan. Sadece onu kurtarmak istiyor.
- Hımm... Mükemmel. Biliyor musun? Kendini biraz daha geliştirirsen Disney'e masal yazabilirsin.
- Ya boşver şimdi Disney'i, sen bu işe ne diyorsun? Hem sonunda kız seni de insan yapar ve evlenirsiniz. Mutlu son.
- Olmaz öyle iş. Ejderhaların yüz karası olurum. Ben bir prenses için kanatlarımdan ve alev toplarımdan vazgeçmem. Konu kapanmıştır.
Bu sefer gözlerinden bile ateş fırlıyordu. İnatçı şey, gönlün olsun diye uğraşıyoruz şurada biraz ılımlı olsan ne olur. Sanki ben bilmiyorum seni zorla hikayeye yerleştirmeyi.
-Bak, canım benim. Hiç gözlerini öyle kor gibi parlatma bana. Ne olur birkaç sayfalığına kahraman olsan. Sonra da insan olup kızla evlensen fena mı olur yani? Mutlu mesut yaşarsınız. Hem ben sonra bir çözüm bulur tekrar uçmanı sağlarım senin. Tekrar ejderha olursun yani. O dert değil.
- Nasıl bir çözüm mesela?
- Henüz düşünmedim ama hikayeye cadıyı tekrar sokup seni lanetlemesini sağlamak zor değil.
- Cadı diyorsun ha. Peki bu prenses çok mu güzel?
- Çok güzel ya, peri gibi. Uzun sarı saçları, mavi mavi gözleri var.
- Yok sarı olmasın, yeşil olsun.
- Sen yeter ki iste canım. Yemyeşil saçları var.
- Ama ben 250 yaşındayım. İnsan olursam ne hale gelirim biliyor musun? Bunu hiç düşündün mü? Olmaz, kabul etmiyorum.
- Ya bir dur, düşünmedim ama düşünürüz. Hallederiz yani. Bir kere fantastik evrene girdik, seni de gençleştirecek bir tılsım bulunur elbet.
- Sana güvenebilir miyim?
- Ayıp ediyorsun duymamış olayım. Sen, benim karakterlerimi yarı yolda bıraktığımı gördün mü hiç?
- Yarı yolda bıraktığını değil ama okla, kılıçla öldürdüğünü çok gördüm.
- Eee onlar sayılmaz canım. Dramaya ihtiyacım oluyor bazen, ne yapayım? Söz veriyorum senin hikayende kimse ölmeyecek.
- Diyorsun.
- Söz verdim. Daha ne diyeyim.
- Öhhö öhhö… Pekii nerede bu Sazkaban Hapishanesi?
- Sen he de, ben güzergahı derhal çizerim.
- Bir şey soracağım neden Sazkaban? Başka isim mi bulamadın?
- Şey ya, o şeyden… İçeri giren mahkumların hepsi oradan saz çalmayı öğrenip çıkıyorlarmış, o yüzden.
- Sen bu orijinallikle harcanıyorsun(!)
- Ah teşekkür ederim. O zaman anlaştığımızı var sayıyorum.
- Anlaştık anlaştık. İki mağara altın ve güzel de bir kale bahşettin mi tamamız.
Lanet olası ejderha. Adamı aşık ediyorum hala benden altın istiyor. Az kalsın üslubuna aldanıp kibar biri olduğunu düşünecektim. Oysa sen de onlar gibisin. Bütün ejderhalar gibi. Hepiniz aynısınız değil mi? Ya hu Smaug bile Tolkien'i bu kadar zorlamamıştı. "Eyy ejderha, sen kimsin ya?" Demedim yüzüne tabii ki ama sinirimi de saklayamadım.
-Para istiyorsun yani, para. Neyse artık, mecburen halledeceğiz.
- Kendim için istemiyorum. Biliyorsun, bir Prenses geçindirmek kolay değil sonuçta.
- Hı hı aynen. Aynen aynen… Kolay değil evet… Evet… Hı hı… Hııı...
***
-Ezgiii! Ezgi uyan! Ezgi kızım uyansana! Ezgiii!
- Hı hı evet. Hı hı… Hııı ne oldu ya.
- İki saattir alarmın çalıyor niye duymuyorsun?
- Sabah mı oldu?
- Yok ne sabahı, Sahur vakti, hadi kalk.
- Tamam kalkıyorum şimdi. Ayrıca… Biraz daha geç uyandırsan ne olurdu yani? Şurada hikayeyi bağlamak üzereydim.
Elif Ezgi BEKTAŞ
Not: Ben çok eğlenerek yazdım. Umarım siz de okurken gülümsemişsinizdir. :)